10 Ekim 2017 Salı

kavvamlığın ilk şartı; Cesaret (Sema Maraşlı)

Erkek çocukları kahraman olmak isterler. Daha küçücükken oynadıkları oyunlar kazanmaya dayalı oyunlardır. Kızlar evcilik oynarken onlar güçlerini gösterecekleri oyunları tercih ederler. Erkek çocukları küçük de olsa başarı ile gurur duyar ve kendilerini başardıkları kadar erkek hissederler. Marketten eve ağır bir poşeti taşımak bile onlar için gücünü gösterebildiği için gurur vesilesidir. Övünür ve takdir edilmek isterler.

Kızlar gelinlik giyme hayali kurarken erkek çocukları kahraman olma hayali kurarlar. Bu yüzden çizgi filmlerin çoğunda erkekler kahramandır. Temel Reis, Tarzan, Süpermen, Örümcek Adam.

Yetişkinler için olan filmler de öyledir. Kahramanlar çoğunlukla erkektir. Kahramanların erkek olduğu filmleri, dizileri kadınlar da erkekler de severek izleriz. Biliriz ki güç ve kahramanlık yakışır erkeklere. Erkeği zayıf, aciz ve mızmız görmek istemeyiz, hoşlanmayız bundan. Çünkü ailemizi ve vatanımızı koruyan onlardır. Onları güçlü görmek ve güvenmek isteriz. Zaten bu da onların yaratılışında vardır.

Erkek çocuğu nasıl kahraman olmak isterse her erkek de karısının çocuklarının kahramanı olmak ister.

Erkeklerin doğuştan getirdiği özellikler liderlik üzerinedir: Güç, başarı ve iddia. Erkeği erkek yapan testosteron hormonu iktidar hormonudur. Erkek hem cinselliği için ihtiyacı olan libidoyu hem de güç ve başarı için ihtiyacı olan cesareti testosteron hormonundan alır.

Erkek testosteronun etkisiyle hem yönetmeyi, kontrol etmeyi sever, hem de kontrol edebildiğini sever. Erkek evinde reis olduğunda karısını sever fakat karısı onun üzerinde hüküm kurduğunda ve onu kontrol etmeye çalıştığında erkek kendini yetersiz görmeye başlar ve kendini öyle hissettiren karısından içten içe nefret eder.

Zaten testosteron hem cinsellik hem cesaret hormonu olduğu için erkek cesaretli olduğunda hormonları normal seviyededir, korktuğunda ise testosteron hormonları düşer ve cinsel isteği de azalır.

Mesela erkek “anneme gidelim” diyecek, diyemiyor; korkuyor karısından. Kadın ya ağlayacak ya da bağırıp çağırıp söylenecek. Onunla uğraşacağıma en iyisi sesimi çıkarmayayım diyor. “Bunu böyle yapmayalım hanım” diyecek, diyemiyor. Öyle böyle derken erkek reislik görevini yapmayı bırakın, eşit söz hakkı bile bulamıyor evinde. Bu erkeğin testosteron hormonu düşer ve karısına karşı cinsel istek duymaz olur.

Günümüzün en büyük problemlerinden biri erkeklerin azalan istekleri. Pek çok hanım cinsel hayatlarının iyi olmadığından ve eşinin ona yaklaşmadığından şikayetçi. Tabii başka etkenler de olabilir, onlara da bakmak lazım; fakat kadın iktidarı cinsel hayatı olumsuz etkileyen en önemli faktördür.

Allah (c.c)  “Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdır” buyuruyor. (Nisâ suresi: 34.âyet-i kerîme)

“Kavvam” koruyan, kollayan, işleri idare eden ve yöneten anlamına geliyor.

Rabbimiz evin reisini erkek olarak tayin etmiş. Erkek bu görevini yapmadığında ya da kadın bu göreve talip olup reisliği ele geçirdiğinde ailede denge bozulur.

Bu yüzden kavvamlığın ilk şartı cesarettir. Erkek cesur olacak ki ailesini koruyacak, erkek cesur olacak ki ailesini idare edecek. Erkek cesur olacak ki Allah’ın ona layık gördüğü reislik makamının izzeti şerefini koruyacak. Erkek kahraman olacak ki ailesi için iyi şeyler yapma isteği duysun.

Fakat maalesef ki daha önce yazdığım sebeplerin de etkisi ile olacak erkekler kadınlardan fena halde korkuyorlar.

Bir alışverişe gidiyorum, etrafımda eşleri tarafından azarlanan, terslenen erkekler görüyorum. Bir toplantıya, yemeğe gidiyorsun yine aynı şamar oğlanı erkekler. Bu erkeklerin çoğu eşleri için değil fakat çocukları için tatsızlık olmasın, yuvamız yıkılmasın diye kadın iktidarına razı oluyorlar. Doğru mu yapıyorlar? Devam edecek…

Kavvamlığın ilk şartı “cesaret” deyip konuya başlamıştık fakat araya güncel meseleler girince ara vermek durumunda kaldım. Kaldığımız yerden devam edelim. Her ne kadar kadınlar “eziliyoruz” diye iddia etseler de gerçekte ezilen kadın az, bunun yanında psikolojik şiddete maruz kalan, ezilen çok fazla erkek var.

Erkek okurlarımdan gelen e-postalar, hanımlarla yaptığım çalışmalar ve genel gözlemim bu yönde. En basitinden açın televizyonda çiftlerin katıldığı yarışma ya da evlilik programlarını, kadınların ne kadar baskın, erkeklerin ne kadar ezik bir hale geldiğini çok rahat görürsünüz. Acı gerçek: Erkeklerin çoğu kadınlardan korkuyor. Kadınlarla iyi geçinmek için fıtratlarına uymayan pek çok şey yapıyorlar.

Erkeklerin göz ardı ettikleri şey ise kadınlar, kadından korkan erkekleri adam yerine koymazlar, onlara saygı duymazlar.

Kadınlar maço denilen, iktidarı elinde tutan erkekleri beğenirler. Mesela Türk sinemasında kibar erkeği temsil eden Ediz Hun hiç bir zaman Kadir İnanır kadar beğenilmemiş, kadınlardan onun kadar ilgi görmemiştir. Ediz Hun kardeş gibi sevmek için, Kadir İnanır aşık olup evlenmek içindir, pek çok kadının gözünde.

Kadının erkekte aradığı şey öncelikle güçtür. En büyük güç de cesarettir. Cesur bir erkek, kadına kendini güvendi hissettirir. Adam ufak tefektir fakat kendine güveni vardır, karısının gözünde kahramandır. Adam iri yarı dev gibi bir şeydir fakat karısından korkar, karısının yanında hiçbir değeri yoktur.

Erkek kendine güvendiğinde, kadın da kendini güvende hisseder. Erkek güvensiz olduğunda kadın gelecekle ilgili endişelenmeye başlar. Erkek kavvamlık için ihtiyacı olan cesareti, güveni; imanından, tevekkül anlayışından almalı. Mümin bir erkeğin reislik görevinden kaçmak gibi bir alternatifi yok. Bu ona Yaradan tarafından verilmiş bir görev.

Karısı talip olsa da erkek, evin idaresini karısına bırakmamalıdır. Kadınlar, kararlarda söz hakkı olsun isterler fakat kararlar tamamen onlara bırakıldığında, sorumluluk da onlara kaldığı için bunu yaptığından dolayı kocalarına kızgınlık duyarlar. Başta almak için ısrar etseler de denetim erkeğin elinde olduğunda, kadınlar daha rahat ederler.

Öteki türlü aman tatsızlık çıkmasın diye kendi fikrini söylemeyen, her şeyde karısına “sen bilirsin” diyen erkek, karısının gözünde “ben hiçbir şey bilemeyecek kadar aciz ve aptalım, bana güvenme, başının çaresine bak” demek istiyordur.

Evinde reis olmayan erkek, suçluluk psikolojisine girer ve karakter yapısına göre ya içine kapanır, karısı ile arasına görünmez bir duvar örer ve onu sevgiden mahrum eder ya da ince ince kadını sinir eder, böylece öç alır. Bazıları da evde misafir sanatçı gibi yaşar. Karısının istediğinde üzerine düşen bir görev olursa yapar, yoksa hiçbir şeye karışmaz, bir köşede yer, içer, yatar. Bu erkeklerin sonları genellikle depresyondur.

Pasif, karısına karşı güvensiz bir erkek, karısını memnun etmeye çalışsa da onu hiç memnun edemez. Kocanın pasifliği, korkaklığı kadında genellikle öfke ya da acımaya sebep olur. Erkek korktukça kadının memnuniyeti azalır ve erkeğin üzerine daha çok gelir.

Mesela, erkek okurlardan “Karım annemi görmek istemiyor.” diye çok e-posta geliyor. Onlara diyorum ki “Size, gelin kayınvalide ilişkileri üzerine yazdığım ‘Tatlıya Bağlayalım’, ismindeki kitabımı tavsiye ederim. Kitabı okuyan pek çok gelinden ‘Kayınvalideme hiç böyle bakmamıştım onu sevmeye başladım’ gibi olumlu mesajlar geliyor, siz de eşiniz de okuyun, faydalı olabilir.” diyorum.” Bir kaçından şöyle cevaplar geldi. “Kitabınızı duydum fakat alıp eşime götürürsem, eşim kırılır mı diye düşündüğüm için almadım.’

Kadın, rahat rahat “senin anneni, aileni görmek istemiyorum” diyor, kocasının kırılıp kırılmaması umurunda olmuyor, fakat sen ona kitap alıp götürünce kırılır mı diye onu düşünüyorsun. Eh, ben ne diyeyim, bu kadın sana az yapıyor kardeşim, daha çok yapmalı bence!

Fakat aslına bakarsak erkek karısının kırılmasından değil, şer çıkarmasından korkuyor. İktidarı kadına bırakan erkeklerin temel avuntusudur bu. “Karım kırılıp üzülmesin, onun istedikleri olsun.” Aslında karısını falan düşündüğünden değil, tamamen kendini düşündüğünden.

Biliyor ki karısı kırılıp üzüldüğünde, bu ona çok pahalıya patlayacak. İstediği olmadığında karısı ya günlerce ağlayıp surat asacak ya da bağırıp çağırıp şer çıkacak. İki durumda da erkeğin karısının gönlünü alması için uğraşması gerekecek. Yoksa evde hayat zindan olur.

Ah! İşte yine aynı yere geldik. Erkek yine korktu. Kadın da onun üzerine gitmeye devam edecek. Oysa biraz cesur olsaydı, yeri geldiğinde uygun görmediği durumlarda masaya yumruğunu vursaydı  bu işler bu kadar uzamayacaktı. Kendi de kadın da bu kadar üzülmeyecekti.

Erkekler, çocukların hatırına yuvamız yıkılmasın diye azarlanmaya, hakarete razı olurken çocuklarına ne kadar kötü örnek olduklarının farkında değiller. Çocuklar babayı güçlü görmek isterler. Onlar için zillete razı olan baba aslında onlara en büyük kötülüğü yapar. Çocukların güven duygusunu zedelenir. Erkeğin evde otoritesi olmadığında en büyük zararı çocuklar görür.

Erkeğin cesaretli olması, evinde otorite sahibi olması, onun kaba olup karısını hiçe sayması, hep kendi dediklerini yapması demek değil tabii ki. Kavvamlığın başka önemli şartları da var: Adalet ve merhamet gibi. Araya güncel meseleler girmezse devam edecek inşallah.

Erkeğin evinde idareci (kavvam) olması için (Nisâ Sûresi 34. Âyet-i Kerîmesi’nde emredildiği gibi) adalet sahibi olması lazım. Allah (c.c) adaleti emretmiş ve zulmü yasaklamıştır. Hele yönetimde adalet, mümin idarecinin en temel vazifesidir. Rabbimiz, Nahl Suresi 90. Âyet-i Kerîme’de şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki Allah, adaleti ve ihsanı yakınlara vermeyi emreder. Hayâsızlığı, fenâlığı, ve taşkınlığı ise yasaklar. İyice dinleyip tutasınız diye size öğüt verir.”

Ayet-i Kerîme’de iyilik ve ihsanı yabancılardan önce yakınlarımıza yapmamız isteniyor. İyilik ve ihsandan önce ise adalet emrediliyor. Çünkü adalet olmadan iyilik bazen zulme sebep olabilir. Mümin ne zulmetmelidir ne de zulme razı olmalıdır.

O halde önce adaletin kelime anlamını bir hatırlayalım: Adalet, dengeli davranmak, hakkı sahibine vermek, doğru davranmak ve doğrultmak, insaf etmek gibi anlamlara geliyor. İslâm’ın adalet anlayışı, insan hakları temeline dayanır.  İnsanların birbirlerinin haklarına riayet etmeleri gerekir.

Mümin erkeğin öncelikle vazifesi ailede dengeyi sağlamak, yanlış bir gidişat varsa doğrultmak ve karısının hakkını karısına, çocuklarının hakkını çocuklarına vermek ve kendi hakkını da korumaktır. Adalet her zaman eşitlik değildir; kişinin ihtiyacı olanı vermektir.

“Adalet, haklıya hakkını vermek, haksıza haddini bildirmektir.” diye bir söz vardır. Adaletin aksi zulümdür. Allah zalimi de sevmez, zalimi seveni de sevmez. Adaletin aksi zulüm olduğu için bir şeyi zıddı ile açıklamak bazen daha iyi anlaşılır. Erkek karısına nasıl davranırsa zulmetmiş olur, neler zulümdür? Bunları anlatmak lazım. Dayak, küfür, hakaret… Bunlar bildiğimiz zulüm. Bunları değil, gözümüzden kaçan, bazen farkında olunmayan zulümleri görelim. İnce zulümlere bakalım.

1-Hatasız bir eş istemek zulümdür: Ne erkeğin ne de kadının hatasız, kusursuz bir insan olmaları mümkün değildir.  Dört dörtlük bir eş yoktur. Önemli olan, insanın kötü huylarının iyi huylarını bastırmaması. Erkeğin eşinin pek çok iyi huyunu görmeyip, birkaç kötü huyuna takılıp tümden kötüymüş gibi söylenmesi, şikayet etmesi, ona ters davranması zulümdür. Erkek eşin iyi huylarını takdir ederse eşini daha iyi olmaya yönlendirir.

2-Affetmemek zulümdür: Hatasını anlayanın özrünü kabul etmemek de zulümdür. “Bu söz bana söylendi, bu hareket bana yapıldı, daha ömür boyu unutmam, affetmem…” gibi bir katılığa sahip olmak da bir mümin vasfı değildir. İnsanlar üzgünken, kızgınken bazen karşısındakinin canını acıtmak için gerçekten öyle düşünmediği halde onu kıracak sözler söyler. Eğer eşi bunu daima yapmıyorsa affedici olmak lazım. Fakat sürekli yaptığı bir şeyse tavır koymak lazımdır. Zulme rıza da zulümdür.

3-Cezalandırıcı olmak: Eşinin küçük hatalarında onu cezalandırmaya çalışan bir erkek hem hanımını çok incitir, onun sevgisini kaybeder hem de hanımın yanında saygınlığı kalmaz. Erkek saygınlığını korumak istiyorsa çok konuşmamalı, evde her şeye karışmamalıdır. Önemsiz konuları büyütüp karısının başını şişiren bir adam önemli bir şey söylediğinde de bir kıymeti olmaz. Erkek evde önemli konulara müdahale etmelidir.

Rabbimiz Nisâ Sûresi 19. Âyet-i Kerîme’de erkeklere: ”Kadınlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmayacak olsanız bile, sabredin. Olur ki, sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pek çok hayır yaratır.” buyuruyor. Karı-kocanın muhakkak birbirlerinde hoşlarına gitmeyen huylar olur. Allah (c.c) bu durumda sabrı tavsiye ediyor. Fakat kadın, erkeğin haklarına riayet etmiyor, devamlı saygısızlık yapıyorsa erkek o zaman tavrını koyup o davranışlara katlanmayacağını anlatan bir tavır koymalıdır. Allah Resulü eşlerine karşı çok sabırlı ve anlayışlıydı; fakat bir keresinde onlara kızdı ve bir ay yanlarına gitmedi. Erkeğin önemli konularda sözü dinlenmiyorsa o zaman kesin bir tavır koymalıdır.

4-Karısının hakkını vermemek zulümdür. Sevgili Peygamberimiz: “Gecelerde kadınların hakkı vardır.” buyuruyor. Resulullah evinde bulunduğu saatlerde ibadet etmek için eşlerinden izin isterdi.  “Ya Aişe! Rabbime kulluk etmem için bana biraz müsaade eder misin?” diye o vakitlerin sahibine sorardı.

Akşamları gelip eşinin yüzüne bakmadan bütün geceyi televizyon ya da bilgisayar başında geçiren bir erkek eşinin hakkını yerine getirmediği için hesabını da verecektir. Ya da hizmet, sohbet, siyaset diye neredeyse her gün parti, dernek vakıf işlerinde koşturan beylerin hanımlarının da eşlerinde hakları kalıyor. Başkalarını kurtaralım derken kendi eşinden çocuğundan haberi olmayan çok erkek var. Kendi memleketi kurtarmaya çalışırken yuvasının yıkıldığından haberi olmayan erkek de çok. Oysa Allah, önce kendi aileni kurtar, adaleti ve iyiliği önce yakınlarına yap, buyuruyor.

Eşinin ihtiyaçlarını görmezden gelmek de zulümdür. Yaratılış farklılıklarından dolayı erkeklerin ve kadınların ihtiyaçları farklıdır.  Erkeğin en temel ihtiyacı saygı iken kadının en temel ihtiyacı sevgidir.  Bir erkek karısına ilgi ve sevgi göstermiyorsa, zaman ayırmıyorsa onun hakkına riayet etmiyor demektir.

5-Haksızlığa ve huzursuzluğa razı olmak da zulümdür. Erkek evin reisi olarak evdeki problemlerden kaçamaz, bir dertleri yokmuş gibi davranamaz, evdekilere küsüp bir köşede hayatını geçiremez. Evin reisi olarak idareyi eline almalı hem kendi haksızlık yapmamalı hem de karısının çocuklarının haksızlıklarına müsaade etmemelidir. Evinde adaleti sağlamak için elinden geleni yapmalıdır. Yoksa erkek zulme razı olmanın cezasını bir şekilde çeker. Bunun yanında adaleti sağlamanın da mükâfatı çoktur.

Allah resulü şöyle buyuruyor: “Gerek verdikleri hükümlerde, gerek aile fertleri hakkında ve gerekse üzerlerine aldıkları işlerde adil davrananlar, Rahman olan Allah’ın indinde, nurdan minberler üzerindedirler. (Allah katında yüce mertebelere ulaşacaklardır.) (Müslim ve Nesai)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder