27 Ekim 2017 Cuma

susan kurtulmuştur cocukaile

gözlerinizle anlatın, bu arada kesinlik ile konuşmayın. Dudaklarınızı konuşmak için değil gülümsemek için kullanın.

Allah rasulu “Susan kurtulmuştur.” buyuruyor. Susmak sizi eşinizle yaşayacağınız pek çok tatsızlıktan korur. Üç dakika çeneyi tutmak bizi üç günlük üzüntüden korur.

“Aşk saadetini kim elde eder? Susan kimse.” diyor Cervantes. Aşık olmak kolay da dilimiz yüzünden aşkımız uzun sürmüyor, aşkımızın saadetini, mürüvvetini göremiyoruz. Dil sussa gönül konuşacak. İkisi bir arada olmuyor. Hele telefon şirketlerinin şu bedavaları yüzünden gençler daha sözlüyken, nişanlıyken birbirinden bıkıyor.

Evliliğinde problem yaşayan hanımlara sabrı ve sukûneti tavsiye ettiğim zaman hanımlar genellikle annelerini ninelerini örnek gösteriyorlar. “Annelerimiz sustu sabretti de ne oldu, kıymetleri bilinmedi, dert sahibi oldular.” diyorlar. Oysa anneleri aslında sabretmemiştir, gerçekten sabredebilselerdi dert sahibi olmazlardı. Onlar görünüşte susmuşlar fakat içten içe büyük bir kızgınlık duydukları için gözleri ile kocalarına kızgınlık ve öfke kusmuşlardı. Öyle susmanın bir değeri yoktur.

Mesela erkek bir şeye sinirlendi kızdı, kadın sustu. İçinden “Beş dakika susarsam öfkesi geçer.” deyip kadın gözleri ile ateş püskürmeden, nezaketle susarsa kazanır. Erkek az sonra karısının gönlünü nasıl alacağını bilmez. Fakat biz genellikle susmak yerine eşimizi susturmaya çalışıyoruz, kendi haklı olduğumuzu ispat etmeye uğraşıyoruz.

Haklı çıksak sanki bir ödül var. Adam tartışma bitsin diye “tamam haklısın” dese içinden de “Allah belanı versin, sus artık” dese mutlu mu olacağız? Hiç bir tartışmada kimse kimsenin haklı olduğunu kabul etmez. Çünkü kızgınlık gerçeğin önünde perdedir. Aynı zamanda kızgınlık, gerginlik pek çok hastalığın sebebidir. Konuşarak hem kendimizi yoruyoruz hem de eşimizi. Sevdiğinle sessizliği paylaşmak güzeldir. Tabii eşler sinir bozucu bir sessizliği değil, sessizliğin sukûnetini paylaşmalılar.

Kızdığımız, üzüldüğümüz zaman Rabbimizin “Allah sabredenlerle beraberdir ve Allah sabredenleri sever.” ayetlerini hatırlayalım. Susmak sabır işidir.

“Bir avuç sabır, bir kova beyinden üstündür.” der bir Hollanda atasözü. Zekamıza ve dilimizin keskinliğine güvenip herkese laf yetiştirebiliriz ama bu bizi iyi bir insan, iyi bir mümin yapmaz tam aksi çıkacak arızalardan dolayı bu davranışımız bizi daha mutsuz ve agresif yapar. Oysa sabırla maddi ve manevi pek çok kazanım elde ederiz.

Kadınlar susmayı, erkekler konuşmayı öğrense (erkekler çok konuşsunlar anlamında söylemiyorum, eşlerine iltifat etmeyi, tatlı sözler söylemeyi öğrenseler) pek çok evlilik kurtulur.

Susmak asla eziklik değildir. Kadınlar sustukları zaman ezileceklerini zannediyorlar bunun için bir gayret kendileri erken davranıp kocalarını dilleri ile ezmeye çalışıyorlar. Kadın kızgınlıkla o lafı oraya oturturken kocanın gönlünden kaç fersah aşağı düştüğünün farkında olmuyor çoğu zaman.

O söze de cevap verme, eşinin ailesi hakkında kötü konuşma, her kavgaya annesinin, kardeşinin adını karıştırma, sürekli sorular sorup bunaltma, her şeyi de öğrenmeye çalışma ya da her şeyi kocandan fazla bildiğini ispat etmeye uğraşma, her tartışmada eski defterleri ortaya dökme…Ne sen yorul ne de eşini yor. Dünyaya böyle küçük şeyleri problem yapmak için gelmedik, bunların bir de diğer tarafta hesabı var. Kızgınlık anında söylediğimiz sözlerin çoğu nefis tatmininden başka bir şey değil.

Misalleri daha çok kadınlar üzerinden verme sebebimi açıklamaya gerek yok herhalde. Biz kadınlar erkeklerden daha fazla konuşuyoruz ve susmayı pek sevmiyoruz. Erkekler daha kolay susabiliyorlar. Erkeğe de gereksiz yere çok konuşmak, küçük şeyleri dert etmek hiç yakışmıyor. Tabii ki yazıda susmanın kıymetini anlatırken zaten az konuşan erkekleri tümden susturmayalım. Erkeğin eşine ile sohbet etmek için zaman ayırması gerekir. Kadınların konuşma ihtiyaçları vardır.

Güzel susmayı mutlaka öğrenmemiz lazım. Suratımızı asmadan, tavır almadan, yüz ifademizle aşağılamadan, hakaret etmeden. Kadın eşine kırıldığında yüzünde mazlum bir “kırıldım, üzüldüm” ifadesi olsa, masumiyetini anlatmak için bir torba laftan çok daha etkili olur kocası üzerinde.

Erkek de kırıldığında küçümseyici bakışlar atmadan, ağırbaşlılığını koruyarak susarsa bu da pek çok sözden daha etkilidir.

Bir beyefendi “Karım hoşuma gitmeyen şekilde konuşmaya başladığında susarım. O sustuktan sonra başka odaya gider şükür namazı kılarım. ‘Allah’ım bana susmayı nasip ettiğin için sana şükürler olsun.’ derim.” demişti. Susmak öyle böyle değil, zor iş. Şükür namazı kılacak kadar hem de.

Siz kibar susabildiğiniz için şükür namazı kıldınız mı hiç?

(Tabii bütün yazdıklarım aynı zamanda kendime. )

Bu dersin ödevi: Sinirlendiğiniz zaman gidin aynada yüz ifadenize bakın. Büyük ihtimal kendi yüzünüzü bile görmek istemeyeceksiniz. Bu eziyeti eşinize yapmayın. Yüz ifadenizi kontrol ederek kibar susmayı öğrenin.

Karı koca akşamları konuşmadan beş dakika göz göze bakışma, gözlerinizle konuşma ve sevgiyi gözle anlatma alıştırması yapın. Dikkat edin birbirinize dik dik bakmayın.

Bir anlaşmazlıkta hemen dilinizle eşinize ona saldırmaya ve kendinizi savunmaya geçmeyin. O çok konuşuyor ve devamlı sizi suçluyorsa cevap yetiştirmeye uğraşmayın, söylenmesi gerekli bir söz varsa onu söyledikten sonra güzelce susun ve ve gidin şükür namazı kılın.

www.cocukaile.net   Sema Maraşlı

evlenmeyi zorlaştırıyoruz. çocukaile

 Zorlaştırıyoruz

30 Mayıs 2012Haberler79 Yorum »

Düğün öncesi alışverişlerde veya düğün esnasında anlaşmazlıklar yaşanabiliyor ve bu anlaşmazlıklarla gençler ayrılma yolunu seçebiliyor. Kimi ailelerden, kimi de gençlerden kaynaklanır. Genelde bu ayrılmalar, daha fazlasını istemekten, yetinmemekten, gösterişten kaynaklanıyor.

Bir tanıdığımızın ”salonda büyük nişanı” vardı , kız tarafın adetlerine göre, kız nişan da tam 4 kıyafet değiştirmişti. Damadın annesinin canı çok sıkılmıştı, “her biri 500 tl olan bir kıyafet” diye yakınmıştı kadın. “Allah affetsin bizi, çok israf yaptık, gençler artık büyüklerini dinlemiyor” diye söyleniyordu kadıncağız.

Kına gecesinde de geline kına yakılacak ama gelin elini bir türlü açmıyor, altın istiyor. Hadi bir elini açtı, altını aldı, bu sefer diğer elini açmıyor. Kaynana bir tane verse, gelinin yanındaki taraftarlar “kaynana cebinde akrep mi var, bir tane daha“ diye sıkıştırırlar.

Düğün öncesinde de, takılacak altınlar söylenir ve “adetlerine göre” altınların kimde kalacağı konuşulur (sırf bu durumdan dolayı ayrılan nişanlı çiftler de var). Gelin tarafı birkaç set ister, bilezik sayısı verilir. Ev döşeme kısmında da, alınacak eşyalar da ne hikmetse, gelin hanım gider en pahalısını seçer, o en güzeliymiş çünkü. Birde denilir “uzun süreli kullanacağız, bir kere alıyoruz, aldık mı iyisini alalım.” Eğer, damadın maddi durumu iyi değilse, damat borç içine girer. Borç içine girme konusunda da “Genç adam, çalışır öder” diyorlar.

Düğün esnasında da, çeyiz getirmede de kapı arkası, sandık parası, arabayı durdurma parası, damadın ayakkabısını saklayıp veya gelinin ayakkabısını saklayıp damattan para koparma, derken damat tarafı sürekli para vermekten bunalıyor, hele bir de verilen parayı karşı taraf az bulursa, damada şakayla karışık söyleniyorlar. Evlendikten sonra da bu olaylar orda söylendiği gibi kalmıyor.

Kadın evlenirken alışverişleri istediği gibi olmamışsa veya düğünü istediği gibi olmamışsa “ ben istediğim şeyleri alamadım, düğünüm istediğim gibi olmadı, kızımın ki çok güzel olacak, hiçbir şeyi eksik olmayacak, niçin sandık parasında teyzeme az verdin, çok ayıp ettin “gibi kocaya ya da koca tarafına kimisi iyi niyetine söylüyor, kimisi de bilerek laf çaktırmalar yapıyor.

Geçenlerde de bir tanıdığımı evleneceği için ziyaretine gitmiştim, arkadaşımdan ayrılırken, kayınvalidesi de benimle çıktı evden, yolda kadıncağız ağlamaya başladı birden. “Kızım yardım et” dedi “Doğum günü olur altın ister oğlandan, özel bir gün olur hediye ister. Almasan ayıp oluyor. Nişanda bir sürü altın takıldı, hiçbirini de biz almadık. Gelinimin annesi benim oğlanında üzerinde ki altınları da toplamış ben bunları kızıma bilezik olarak yapacağım demiş, benim oğlan Leyla olmuş hemen vermiş.

Gittiğimizde de kızın kolunda hiç bilezik görmedik, oğluma söyledim, o da sormuş, kızın ailesinin borcu varmış onları ödemişler altınlarla. Bende kız evlendirdim, damadımın üzerindekilere karışmadım, kızımın üzerindekileri de kızımın kayınvalidesine sordum sizin adetleriniz nasıldır? Dedim. O da gelinime takılanlar onda kalsın demişti.

Yine akrabaların düğününe gittiğimizde, gelinimize kıyafet alırız, hep en iyi yerlerden alıyorum. Bir keresinde 1 hafta sonra yine bir tanıdığımızın düğünü vardı, sanırım oğlanı aramış ki, oğlan beni aradı, “anne gidip kıyafet alın nişanlıma” dedi, “daha 1 hafta öncesinden aldık oğlum, onu giysin bu hafta da” dedim, bu sefer oğlumla aram bozuldu. Düğün de yaklaşıyor, onun için de mehrini ağırlığının yarısını koymak istemiş.

Bunu duyunca tansiyonum yükseldi. Sürekli altın, hediye almaktan kocamla kavga ediyoruz, yuvamda huzur kalmadı. Ben 3 tane de çocuk okutuyorum. Çocuklarımın rızkından kesip onlara veriyorum. Bi de gelinimizi ben bulmuştum oğluma, hanım kızdır, ailecek de tanışıyoruz oğlum deyip ikna etmiştim oğlumu, gelinimizi isterken de “biz bir şey istemeyiz, yeter ki gençler mutlu olsunlar demiştiler” diye anlatmıştı teyze.

Bir arkadaşım da memleketinde yaşadığı olayı anlatmıştı. Gelin, gelin arabasıyla geliyor, ama arabadan inmiyormuş. Kayınbabadan altın ya da para istiyormuş. Kayınbabada, “Kızım bir sürü şey aldık, verdik daha fazla veremeyeceğim.” demiş; ama gelin ısrar etmiş. Gelin hanım, ısrarla arabadan inmemiş, kayınbaba dayanamamış artık “Eşimin 3 talakı elimde olsun, sana artık hediye vermem” demiş. Şoföre dönmüş “bunu, annesinin evine gönder” demiş. Ve bir yuva da başlamadan kapanmış.

Sevgili evlenecek kardeşlerim ve evlatlarını evlendirecek anne babalar, her yerin adeti farklıdır, bu adetlerle bu evlenmeyi zorluk haline getirmeyiniz. Adetlerinizi uygulayarak kendi gönlünüzü hoşnut edebilirsiniz ama karşı tarafı da Allah rızası için düşünmek lazım. Kalp kırmadan yuvanıza huzurlu bir şekilde girmek varken, niçin huzursuzluğa, kırgınlıklara yönelirsiniz.

Düğün masraflarını ödemek kolay değil, bu gelenekler eğlenceli gelebilir, ama her şeyi dozunda yapmak lazım, çok fazla talepkar olmamak lazım. Altına, eşyaya, mala talip olacağımıza, birbirimizin güzel ahlakına, edebine, imanına talip olalım. Diğer dünyaya mallarımızı götüremeyeceğiz, ama güzellikler, hayırlarımız bizimle olacak. Birbirinizden razı olacağınız evlilik yaparak yuvanıza girmeniz dileğiyle…

           Gülnur Özdemir

prf.dr nevzat tarhan. evlilik

Evlenirken doğru kişiyi seçmek zor değil

Kişilikler mi uyumlu olmalı, beklentiler mi? Prof. Dr. Nevzat Tarhan anlatıyor:

Evlilikte çiftlerin kişiliğinin uyumlu olması sanıldığı kadar önemli değildir. Bu konuda yapılan araştırmalar çiftlerin ortak amaç ve hedeflerinin kişilik uyumundan daha önemli olduğunu ortaya koymaktadır. “Hangi kişilikteki insanlar hangi kişilikteki insanlarla daha uyumlu evlilik yapıyor?” sorusunun cevabının arandığı bir araştırmada, birbirine uyumlu kişiliklere sahip eşlerin evlilikleri uzun yıllar takip edilmiş. Sonuçta görülmüş ki bu çiftler arasındaki boşanma oranı toplumdaki boşanma oranıyla aynı. Bu bize gösteriyor ki, evlilikte kişiliklerin uyumundan çok eşlerin kendi kişiliğini yaşaması ve ortak hedeflere benzer hareket şekliyle yönelmeyi başarması daha önemlidir. Bu nedenle evlenmeyi düşünen biri kendine “Evlilikten ne bekliyorum ve ne yapmalıyım?” diye sormalıdır. İnsan alışveriş yaparken bile düşünüyor, ölçüp biçiyor. Bir eşya alırken gösterilen özenin, hayatın en önemli kararlarından biri verilirken gösterilmemesi, evliliği şansa bırakmaktan başka bir şey değildir.

İyi eş olmak için kariyer yeterli mi

Günümüzde özellikle gençler toz pembe hayallerle, gerçekçi olmayan beklentilerle evliliğe adım atıyorlar. Evlilik kararında, karşılarındaki insanın karakterinden, evlilikten ne beklediğinden, yaşam felsefesinden vs’den daha çok, cüzdanına, kariyerine ya da fiziki görünümüne bakıyorlar. Halbuki insanın zengin olması, yakışıklı olması ya da yüksek mevkilerde bulunması, o insanı iyi biri yapmayacağı gibi iyi bir eş de yapmaz. Evlilik kararı için gerçekçi olmayan parasal değerler, fiziki güzellik gibi nedenlerle temeli atılan evlilikler gelişememeye mahkumdur. Halbuki gerçekçi beklentilerin üzerine kurulan evlilikler, temel sağlam olduğu için ileride sorunlar yaşansa da kendini toplar.

Evlilik uzun yolculuğa çıkmaktır

Beklentiler evliliğe yüklenen anlamı da belirler. Evlilikten beklenti seviyesinin yüksek olması, eşler arasında yaşanan sorunların en önemli nedenlerindendir. Çünkü yüksek beklentilerin evlilikte karşılanmaması, kişinin hayal kırıklığı yaşamasına neden olur. Bu yüzden evlilik, uzun bir yolculuğa çıkmak gibi düşünülmeli, iyi ve kötü zamanların da olabileceği hesap edilmelidir. Önemli olan evliliğin paylaşım noktasında nasıl yaşanabileceğinin bilinmesi ve ortak değerler olup olmadığıdır. Bununla beraber, evlilik kararında her şeyin insanın kontrolünde olması ve yüzde yüz uyumu bulmak mümkün değildir. Kişiler, beklentileri ve amaçlarının yüzde 70-80 birbirine uyduğunu, birbirlerini tanıma konusunda da yeterli bilgi sahibi olduklarını düşünüyorlarsa evlilik kararı alabilirler.

Olaylara iki kişilik bakmak

Evlenecek çiftlerin annelik ve babalık yapacak kişiler olması önemlidir. Çünkü evlilikte çocuk sahibi olmak ya ortak ya da bir tarafın beklentisi olabilir. Bu nedenle kadın ve erkek birbirlerini “Çocuğuma iyi bir model olabilir mi?” diye tartmalıdır. Kadın evleneceği kişinin karakter sahibi, babalık yapacak ve hayatı tek başına göğüsleyecek biri olmasını ister. Erkek ise çocuğuna ve evine bakabilecek bir eşinin olmasın bekler.

Ortak amaçlar ve beklentiler, eşlerden birinin diğerini tahakkümü altına almasına neden olmamalıdır. İki taraf da kendini özgür hissetmeli, kişiliğini yaşamalıdır. Eşler ortak beklentiler ve amaçlar için enerji harcarken, olaylara ve ilişkilere iki kişilik bakmayı becerebilmelidir.

3-    Farklılıklarda uzlaşma (mümkün mü?)

Geleneksel aile yapısında farklı kültürlerden bireylerin birbirleriyle evlenmesine pek rastlanmazdı. Son yıllarda iletişim imkanlarının artması, farklı kültürlerden insanların aynı ortamlarda buluşabilmelerinin de önünü açtı. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla farklı hatta zıt kültürel değerlere sahip insanların evliliklerine tanık olmaya başladık.
Ana konularda eşlerin denk olması evlilik için ideal olandır. Erkek ve kadının olaylara, nesnelere, insanlara aynı gözle bakabilmesi; aynı olmasa bile benzer kültürel değerlere sahip olması sağlıklı bir ilişki için gereklidir. Çünkü bir insanın düşünce kalıpları ve zihinsel şartlanmaları daha çocukken içinde yetiştiği kültürün etkisiyle şekillenir ve bunlar davranışlarına yansır. İnsanın, oturmasını-kalkmasını, konuşmasını, yemesini-içmesini bile kültürü belirler. Yemek yerken, sohbet ederken vs. toplum içinde nasıl davranacağını bilmeyen biri ile bunları bilen birinin beraber yaşaması elbette zor olacaktır. Kültürel denklik bu açıdan önemlidir.

Kişilik ve davranış kalıplarının farklılığı
Farklı kültürlerde kişilerin evlenmesi aslında bir bakıma zora talip olmaktır; çünkü kültürel farklılıklar eşlerin paylaşım alanlarını da azaltır. Farklı kültürlerin vermiş olduğu kişilik ve davranış kalıpları, olaylar, nesneler ve ilişkiler karşısında farklı tutum ve algılamaları da beraberinde getirir. Örneğin farklı kültürlerdeki eşlerden birinin güldüğüne diğeri tepki bile vermez ya da birinin canını sıkan bir durum diğerinin hoşuna gidebilir. Benzer şekilde hayata materyalist düşünceyle bakan biri ile semavi gözle bakan birinin sohbet edebilecek ortak bir alan bulması zordur.

Değişime açık olmak

Farklı kültürden kişilerin evliliklerinde göz önünde bulundurulması gereken nokta, kültürlerin birbirinden ne kadar farklı olduğu değil, tarafların değişime açık olup olmadığıdır. Bir taraf ‘ben böyleyim değişmem’ diyorsa, karşı taraf zor durumda kalır. Evlilikle ‘Altın orta nokta’ dediğimiz bir kural vardır. Her iki taraf da alışkanlıklarından taviz vererek birer adım atıp, orta noktada buluşuyorsalar kültürel farklılıklar evliliği etkilemez. Farklı kültürlere sahip kişiler, değişime açıksalar, ortaya mükemmel evlilikler çıkabilir.

Erkeğin eğitim seviyesi düşükse….

Kişinin yetiştiği ortam ve ailesinin dışında kişinin kültür durumunu belirleyen önemli unsurlardan biri de eğitimdir. Okula gitmeye başlayan bir çocuk sadece bilgi edinmez, hayatı da öğrenir ve sosyalleşir. Diploma bir etikettir; ama kişi eğitim sürecinde insan ilişkilerini, sosyal temas kurmayı, dinlemeyi, konuşmayı, toplum içinde nasıl davranması gerektiğini vs. öğrenir. Dolayısıyla eşler arasında eğitim farkı varsa bu kültürel farklılıkları belirginleştirerek sorunlara neden olabiliyor. Bu tür evliliklerde daha çok erkeğin eğitim seviyesinin düşük olmasından kaynaklanan sorunlara tanık oluyoruz. Eğitim seviyesi kadından düşük olan erkek, kendini hep savunmada hisseder ve kendini eşine karşı eksik hissettiği için onu sürekli eleştirir. Erkek her zaman “Eğitim görmüşsün ama ben senden daha olgunum” düşüncesiyle hareket eder ve bunu kanıtlamak için eşinin üzerinde hakimiyet kurmak ister. Böyle olunca da doğal olarak ilişki bozulur. Örneğin bir tartışma anında kadın eğitim seviyesiyle ilgili ağzından bir söz kaçırdığı zaman erkek bundan son derece kötü etkilenir. Eşler eğitim seviyesini aralarında bir savaş alanı haline getirmemeye gayret etmelidir. “Evlilikte on denklik varsa bir tanesi hariç diğerleri uyuyor” diye düşünmek gerekir. Zaten dört dörtlük evlilik yoktur. Özellikle kadın, erkeğe eğitim durumunu psikolojik olarak hissettirmemeli hatta ima bile etmemeli.
Çiftler evlenmeden önce de eğitimdeki seviye farkını açık açık konuşmalıdır. Tartışma anında ya da bir gerginlikte eğitim durumunu ön plana çıkarmama konusunda eşler sözleşmelidir. Çünkü insanın psikolojik olgunluğunu, aldığı diploma belirlemez.

Diploma ambalajdır

Günümüzde eşinin ev kadını olmasını isteyen erkekler bile ‘başkaları ne der düşüncesiyle’ evlilikle ilgili bütün ana konuları bir kenara bırakarak ‘diploma evliliği’ yapmayı tercih ediyorlar. 30 yaşlarında eğitimli bir çevrede yetişen fakat lise mezunu bir tanıdığım vardı. Evlilik tekliflerinde kendisine hep üniversite diploması sorulmuş. Bu yüzden de uzun süre evlenememişti. Diploma sorup da olmadığını öğrenince evlenmeyen kişiyle hiç evlenmemek daha iyidir. Çünkü büyüklük duygusu taşıyan bu kişilerle yaşamak zordur. İnsan eşya alırken bile sadece dış görünüşüne bakmaz, sağlamlığına, hangi malzemeden yapıldığına bakar. Diploma sadece ambalajdır, ambalaja bakıp da öze önem vermeyen insanlarla yapılan evlilikler yürümez. Üstelik üniversite eğitim değil, öğretim verir; yani insanın kişiliğini, ahlakını, alışkanlıklarını, davranışlarını vs. daha iyi hale getirmez, sadece bilgi verir ve sistematik düşünmeyi öğretir. Kişi bunları kendi kendine de yapabilir. İlkokul mezunu olup da herkesin istifade ettiği çok insan vardır toplumumuzda. Bununla birlikte üniversite bitirmiş ama hayata tutunamamış ve kendisini geliştirememiş örneklere de çokça rastlarız.

Psikolojik olgunluk ve yaş farkı

Evlenecek kişilerin psikolojik özelliklerini belirleyen biyolojik yaş değil, yetişme tarzı, eğitim durumu, yetiştiği aile vs.’dir. Bu nedenle evlilikte önemli olan kişilerin biyolojik yaşı değil, psikolojik yaşlarıdır. Aynı yaşta olup da eşlerden birinin çocuk karakterli, diğerinin ise olgun bir kişiliğe sahip olması mümkündür.
Toplumumuzda yaşla birlikte insanların olgunlaştığı şeklinde bir kanaat vardır. Bu kanaat ne tam olarak doğru ne de bütünüyle yanlıştır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, kişinin olgunlaştığı genel anlamda söylenebilir ancak, ‘büyümek’ her zaman psikolojik olgunluğu beraberinde getirmez. Evliliklerde genellikle erkeğin kadından yaşça büyük olması tercih edilir. Bunun nedeni, hem kadın ve erkeğin biyolojisiyle ilgilidir hem de erkeğin psikolojik olarak daha olgun olmasının evliliğin yürümesini kolaylaştıracağının düşünülmesidir. Buna göre, kadın içgüdüsel olarak korunmayı ve sahiplenmeyi; erkek de korumayı, sahip olmayı ister. Kadından yaşça büyük olan erkek böyle bir ilişkiyi daha rahat yürütecektir.
Evlilikte ideal olan yaş farkının az olması ya da erkeğin en fazla dört-beş yıl büyük olmasıdır. Çünkü her yaşın psikolojik ihtiyaçları, beklentileri farklıdır. Yaş farkı arttıkça psikolojik ihtiyaçlar ve beklentilerdeki farklar aratacak ve bu durum evlilikte uyumu zorlaştıracaktır. Aslında evlenecek çiftler evlilikle ilgili psikolojik olgunluğa eriştikten sonra, aralarındaki yaş farkının çok da büyük önemi yoktur.

Farklılıklar ve ortak noktalar

Evlenmeye hazırlanan çiftlerin, kültür, eğitim, yaş, hayata bakış açısı, ekonomik durum gibi farklılıkların ileride sorun olmaması için birbirini olduğu gibi kabul etmesi, farklılıklar yerine ortak noktaları ön palana çıkarması gerekir. Çünkü eş seçiminde insanın yüzde yüz kendisine uyan birini bulması mümkün değildir. Yukarıda bahsettiğimiz konularda en uyumlu çiftlerin bile madde madde özelliklerini yazdığımız zaman mutlaka eksiler olacaktır. Yüzde yüz kendisine uyan birini arayan evlilik trenini her zaman kaçırır. Önemli olan, benzerliklerin yani artıların fazla olmasıdır. Daha öncede belirttiğimiz gibi kişilerde yüzde 70-80 uyum varsa, evlilik kararı verilebilir. Yalnız iki tarafın uzun vadede farklılıkların sorun olmayacağı konusunda uzlaşması gerekir. Evlilik birbirini seven iki kişinin bir araya gelmesi demek değil, uzun bir yolculuğa çıkış ve bu yolculukta farklılıkların bir noktada uzlaşmasıdır.
Özetle söylersek evlenecek kişiler birbirlerini tamamlayabilecek mi, önemli olan budur.  

BÖLÜM/ EVLİLİK ÖNCESİ DÖNEM

Hedef Pramidinde ne olmalı?
Evlilikte kişilik önemli, yaşam felsefesi önemli. Evliliğe aileye önem veren bir kişilikte biriyle evlenmek ön planda olmalı. İnsanın hayatındaki hedef piramidinin en tepesinde soyut hedefler olmalı. Maddi hedeflerin ikinci, üçüncü planda olması gerekiyor. İnançlı birisinin soyut hedefi Yaratıcısının rızası ve memnuniyetidir. Hatta kariyer koçları bu hedefi şöyle verirler. Bir insanın ego ideal olarak ne olması gerekir? Hayatının sonuna geldiğinde nasıl anılmayı istiyorsun, mezar taşına ne yazılmasını istiyorsun, idealin bu olmalı derler. İyi insan mı, insanlara faydalı birisi mi, yoksa nitelikli bir dolandırıcı mı? İşte insanın yüksek idealleri budur. Bu ideallerinin olması eş için önemli olmalı.

1-    Evlilik öncesi kendini tanıma

Evlilik kararı karmaşık bir süreçtir, kişinin hem kendisini hem de evleneceği kişiyi tanımasını gerektirir. “Ben kiminle evleniyorum, onunla anlaşabilecek miyim?” şeklindeki sorulara kişinin vereceği cevaplar, önce kendini tanımasına bağlıdır. Evlenecek kişiler genelde karşı tarafın nasıl biri olduğu üzerinde durur; ancak kendisini analiz etmediği için onunla anlaşıp anlaşamayacağının cevabını sağlıklı veremezler. Dolayısıyla, evlilikte kişinin kendisini tanıması, evleneceği kişiyi tanımasından daha önemlidir.

Duygusal kalıpların tanınması
Kendini tanıma yani farkındalık, kişinin kendisiyle uyumlu olup olmadığını analiz etmesi ve kendisinin aile ortamında, meslek hayatında nasıl biri olduğunu tanımlamasıdır. Bunları yapmak ise beynindeki korku, nefret, öfke gibi duygusal kalıpların tanınmasıyla olur. Duygusal kalıpların tanınması kişinin güçlü, zayıf ve öne çıkan duygularının farkına varmasını sağlar, yani özbilinci oluşturur. Özbilinç ise kişinin doğru ya da yanlış karar vermesini yani özdenetimi belirler.
Anne karnındayken başlayan ve çocukluk döneminde beyine yazılması devam eden duygusal kalıpların tanınması kolay değildir. Çünkü kişi kendinde hep olumlu yönleri görür, zayıf yönlerini yok sayar. Bu eğilim ise insanın muhakeme hatası yapmasına sebep olur. Kişinin zayıf ve güçlü yönlerini görmesi için gerçek benlik ve hayalindeki benlik arasında benlik algısını iyi çalıştırması gerekir. İnsan hayalindeki benlikte dünyadaki her şeyin kendi etrafında döndüğünü hisseder; en iyi evliliği yapar, zengin olur, kariyerinde sürekli başarılar elde eder vs. İnsan bu benliğin etkisine fazlaca girdiği zaman yanlış kararlar alır, fazla riske girer. Benlik algısı ise kişinin kendi benliği ile hayalindeki benliği arasındaki farkı bilmesi yani özbilinç oluşumudur.

Kendimizi nasıl sorgulamalıyız?

Özbilincimizi güçlendirmek için kendimizi sorgulamada acımasız olmak, başkalarına karşı ise daha fedakâr, esnek ve hata yapma hakkı tanıyacak tarzda davranmalıyız. Tasavvuftaki nefis terbiyesi de özbilinci yani kendini tanımayı hedefler. Hatta bununla ilgili ilginç bir örnek de vardır: Hz. Ömer bir gün sırtında su tulumu taşıyor. Oğlu diyor ki ona “Baba niye kendini halk arasında küçük düşürüyorsun, sen koskoca bir halifesin.” Hz. Ömer de “Nefsim kendinde. Onu ezmeye çalışıyorum” diyor. Hz. Ömer gibi biri bile böyle bir yola başvurduğuna göre biz de nefsimizi / kendimizi terbiye konusunda acımasız olmalıyız.

Benlik saygısı

Kendine güvenmeme, sevilmediğini düşünme duygusu insanlarımızda çok rastladığımız bir rahatsızlıktır. Kültürel özelliklerimizden dolayı çocuklar eleştiri dozunun fazla olduğu aile ortamlarında büyüyorlar. Çocuk eğitiminde bilinçsiz anne babalar çocuklar üzerinde eleştiri ile baskı oluşturuyor ve sevgilerini bir şantaj gibi kullanabiliyorlar. Bu da çocuğun, anne babasının sevgisini kaybetmemek için çelişkili duygular yaşamasına, kendini hep yetersiz, değersiz hissetmesine ve “Ben ne yaparsam yapayım kendimi beğendiremiyorum” duygusuna kapılmasına neden olur. Böyle yetişmiş kişiler, kendine güvenmez, sürekli sevilmediğini hissederler ve aşırı mükemmeliyetçi olurlar. Bu kişilerde benlik saygısını oluşturan ideal ben ve benlik algısı dengesizdir. Bir kimse kendini olduğundan daha aşağı görüyor ve kendisine güvenmiyorsa, yani benlik algısı düşükse, benlik saygısı da düşük demektir. Kişi hayalinde arzu ettiği ‘ben’i yani kişilik özelliklerini var gibi kabul ediyorsa bu defa benlik algısı yüksek olur fakat gerçek benlik algısı buna uymadığı için yapay bir güven duygusu oluşur. Bu da kendine güven duymama kadar olumsuz bir durumdur.
Bu duyguları aşmanın yolu, kişinin kendisini masaya yatırmasından yani olumlu ve olumsuz yönlerini analiz etmesinden geçer.

Farkındalık mı şans mı?

Psikologlar kendini tanıma, farkındalık ile ilgili ilginç bir araştırma yapmışlar. Şansı konu edinen araştırmada “ben şanslıyım” diyen ve “ben şanslı değilim” diyen iki gruba, içinde şifre olan bol resimli dergiler dağıtılıyor. Dergilerin belli yerinde ise “bu yazıyı gördüyseniz 250 dolar sizin” yazıyor. Burada amaç,  şanslı olan kişilerin şanslarının gerçekten tesadüfü olup olmadığını tespit etmek. Deneyde, 250 dolarlık yazıyı görenlerin daha çok “ben şanslıyım” diyenler olduğu görülüyor. Yani şanslı olanlar ayrıntıdaki fırsatı/ödülü daha çok fark etmiş. Araştırmada daha sonra şanslı gruptakilerin kişilik özellikleri araştırılıyor. Yani “Bu insanların nasıl bir kişiliği var ki karşısına çıkan fırsatı değerlendirebildi?” sorusunun cevabı aranıyor. Bu kişilerin şu dört özelliği tespit ediliyor:
1- Yeni deneyimlere açık olmak,
2- Geleceğe ve hayata olumlu ve umutla bakmak,
3- Geçmişe olumlu bakmak,
4- İçlerinden gelen sesi önemseme.

Evlilikte ideal yaş olur mu?

Evlilik için ideal yaştan daha çok, psikolojik yaş önemlidir. Yaş olarak fiziksel koşullar uygunsa; psikolojik olarak çiftlerin evliliğe hazır olup olmadıklarına bakılmalıdır. Evlenecek gençlerin ekonomik durumlarının ön plana çıkarılması ya da ailelerin “aman bir an önce başgöz edelim” gibi yaklaşımları sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Evliliğe hazır olup olmama konusunda gençlerin ne düşündükleri daha önemlidir. Gençler psikolojik olarak hazır olsa bile aileler bazen daha çok erkeğin işsiz olmasını problem yapıyorlar ve evliliğe engel olabiliyorlar. Ailelerin bu tutumu yanlıştır.

 


10 Ekim 2017 Salı

Cinsel Yaşama Geçişte Karşılaşılabilecek Sorunlar

Cinsel Yaşama Geçişte Karşılaşılabilecek Sorunlar

A+A-
İlk ilişki olmuş ancak gelin hanım korku yaşamışsa ne yapılmalıdır?
Yeni evli çiftlerde ilk ilişki gerçekleştikten sonra kızlarımızın aşırı kasılması ve zorlanmaları diğer ilişkilerini de olumsuz etkileyebiliyor. İlkini başardık diğerleri daha kolay olacak diye düşünmek ve rahatlamak gerekirken tersine “ Ben bir daha birliktelik denemek istemiyorum, daha çok korkmaya başladım.” diyen kızlarımız da olabiliyor. İlk ilişkiden sonraki birkaç gün içerisinde kızlık zarının açılan kısımları iyileşir ve vajene giriş daha rahat olur. Yaşanan korku gerçek bir korku değildir. Bakire olan kızlarımızın kafasındaki korku ilk ilişki için olan korkudur. Zaten ilişki gerçekleşti ise sürekli o korkuyu yürekte beslemek yanlıştır. Ben korkuyorum diyerek cinsel ilişkiye uzun süre ara verilirse kalıcı korku gelişebilir. Arabalarımızla kaza yapıyoruz ama hiçbirimiz araç kullanmayı terk etmiyoruz. Hastalarımız kucağımızda vefat ediyor ya da aylarca emek verdiğimiz gebeler, bebekleri kaybediyoruz ama hekimliği terk edip, kaçmıyoruz. Doğum yapabilme, bir bebeği vajenden çıkarabilme gücüne sahip olan kadınlarımız neden ilk cinsel ilişkiden korksunlar ki.. Neden evli kadınlar bakire kızlarımızın yüreğine ilk gece, ilk doğum korkusu salarlar ki…
Bedenini sevdiğin, nikahlandığın bir erkeğe teslim edebilmek bu kadar zor olmamalı.
Hanımınız çok korkuyorsa bir jinekolog muayene etmeli ve kendisini rahatlatmalıdır. Beyine verilen olumlu telkinler korkunun giderilmesinde çok faydalı olur. Nadiren uzun süreli psikoterapi, hipnoz gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulur.
İlk ilişkide hiçbir şey hissetmedim diyen hanımlar
Evliliğinin ilk haftasında ben orgazm olamıyorum diyen kızlarımız polikliniğe başvuruyorlar. Kadınların orgazm olabilmesi bir otobüsü kullanmak kadar tecrübe ve uyum gerektirir. Yani şoför (koca) ustalaşacak; muavin ( karısı) de ona yol gösterecek; nerede durup, nerede hareket edeceğine yön verecek. Eğitimli çiftler 3-5 ayda öğrenir; eğitimsiz olanlar daha uzun yıllarda. Yeni kuşak kadınlar araştırıyorlar, okuyorlar ve haklarını eşlerinden talep ediyorlar. Bu da erkeklerin öğrenme ve uygulama mesuliyetini zorunlu hale getiriyor. Eski kadınlar ne okur ne internet bilir ne de bir hekime sorabilirlerdi. Kendi özelim, mahremiyetim deyip ağızları da çok sıkı idi. Hayatları anneliğe, bağ bahçe işlerine odaklıydı. Şimdiki kadınlar iki fazla üç çocuk doğuruyor ve cinsellik üzerine konuşuyor, dizilerle, kliplerle uyarılıyor ve kocasından daha fazlasını talep ediyor.
Erkekte boşalma olmaması, boşalmanın gecikmesi
Bu geçici bir sorundur. Hiç mastürbasyon yapmamış, sıkı bir boşalma denetimi olan gençlerde görülebiliyor. Hanımın canı yanmıyorsa eşini bekleyebilir. Boşalma çok gecikiyor ve hanımın canı yanıyorsa dışarı boşalma denenebilir.
Erken boşalma olması:
Bazen aşırı heyecandan vajene giremeden boşalma gelişebilir. Bir iki saat dinlenmenin ardından denenecek olan birliktelikte boşalma gecikir.
Vajinal kandida
Gençler bazen ne oldum delisi oluyor ve çok sık birliktelik gerçekleştiriyorlar. Bu arada hassas olan kadın dış genital bölgesi hasarlanabiliyor, meni ile ıslak kalabiliyor. Meni PH’sı alkali olup uzun süre yıkanmaması halinde mantar diye bilinen kızarıklık, kaşıntı ve beyaz birikimlere yol açıyor. Mutlaka tedavisi gerekir. Aksi taktirde ilerler ve cinsel ilişki ıstırap verici olmaya başlar.
Balayı sistiti
Bu da ilişkinin sık olması, ilişki öncesi ve sonrası idrar boşaltmama sebebi ile olur. Küçük idrar yapılırken yanma ve kasık ağrısı hissetme ile kendisin gösterir. İdrar yolu iltihapları da geciktirilmeden tedavisi gereken hastalıklardandır. Aksi takdirde hızla ilerler ve böbreklere kadar yayılabilir.
Kaynak: Cinsel Yaşama Geçişte Karşılaşılabilecek Sorunlar - Ünzile Girişgin

Nikahsız Koklanamayan Güller

Nikahsız Koklanamayan Güller

A+A-
Erkekler hangi kadınlardan cinsel yönden istifade edeceğini çok iyi kestirirler. Allah’ım onlara öyle keskin bir bakış vermiş ki etraftaki kadınları fark etmemeleri ne mümkün. Sadece  “Aman ne yapsam da kadın görmesem” diye uğraşanlar müstesna…
Hep derler ya çoğu erkek için “Yatılacak kadınla evlenip çocuk sahibi olunacak kadın farklıdır.” Yani kadınları iki kategoriye ayırmıştır çoğu erkek.
Bazı kadınlar tanıdım ki 20’ li yaşlarda evlenip çocuk sahibi olan hemcinslerini; hayatını mahveden, bir erkek için köleleşen, gençlik yıllarını çocuk peşinde heba eden aptallar olarak görürlerdi. Bu tür kadınların çoğu erkeklerin parasını yer ve birlikte haz yaşamaya bakarlar. Duygularını kontrol etmeye ve aşık olmamaya bakarlar. Kalbinden sevdayı söküp atmaya çalışan kızlar, kadınlar… Bu kadınların çoğu 40 lı yaşlara gelince seksi olma vasıfları yavaş yavaş azalınca birden doğurganlıkları akıllarına gelir ve keşke biz de evlenip çocuk sahibi olsa idik demeye başlarlar.
Bir erkekle birlikteliği sadece ve sadece nikah şartına bağlayan genç kızların hayatında evlilik öncesi sekse yer yoktur. Tavırları, konuşma tarzları, bakışları bir erkeğe cinsel içerikli mesaj vermez. Her ne yaparsa yapsın bir erkek cinselliği yaşamak adına böyle bir kıza ya da evli veya dul olsun başka bir kadına ulaşamayacağını net olarak bilir.
Aslında çoğunlukla erkeklere cesaret veren kadınlardır. Kadınlar yeşil ışık yakmadıkça erkekler normal yolla bir kadına sahip olamaz. Cinsel taciz ve tecavüzler güce dayanır, kadının rızası dışındadır ve zulümdür.
Hiçbir erkeğin koklamadığı, eline saçına dokunmadığı masumiyetini korumuş genç kızlar… Sadece benim kadınım diyebileceğiniz müstesna karakterli hanımlar. Evde, yolda, işte sadece bana ait, benden başka hiçbir erkeğin ulaşamayacağı dediğiniz kadınınız…
Erkekler sahiplenmeyi çok sever. Kadınların bir kısmı “ Biz erkeğin malı mıyız, o bizim sahibimiz, biz onun kölesi miyiz?” diye sinirlense de bir kadın için bir erkek tarafından sahiplenilmek, arzulanılmak, hep isteniyor olmak aslında harika bir duygudur. Neden sinirleniyoruz ki… İkide bir terk edilmek, boşanmak çok daha mı güzel duygular yaşatıyor kadınlara.
Evli olması bir erkeği durdurmaya yetmeyebilir. Bir erkeği frenleten çevresindeki kadınların tavrıdır. Bir erkekle sadece evlenmeyi arzuluyorsanız kadın olarak hal ve hareketiniz son derece önemlidir. Bazı erkekler normal olan iletişimden bile kendilerine pay çıkarabilirler. Biraz fazla süslenen, biraz fazla makyaj yapan kadınlar sanki hafif kadınmış ya da hemen erkeklere göz kırparmış gibi algılanabiliyor. Oysa belli konumu olan kadınlar zaten görünüm ve estetiğe de önem vermek zorunda. Bu kendine ve işine saygı ile alakalı bir husus. Erkeklerin kendisine pay çıkarmaması gerekir. Çok şükür ki bizim toplumumuzda erkeklerin çoğu haddini biliyor ve nezaketini kaybetmiyor.
Tek bir erkeğin kadını olabilmek ve kadını olarak kalabilmek, yolunu gözlemek, sürprizler yapmak, birlikte neşelenmek, sohbet etmek… Aslında çok büyük bir nimet. Her kadın ve erkeğin kavuşamayacağı  bir nimet. Lakin monotonlaşan hayat, kadını ve erkeği bıkkınlığa, boşanmaya ve yeni arayışlara sevk etmekte…
Genç kızlarımız tomurcuk gül olarak kalsa ve bir erkeğin kollarında açsa. O gül hiç solmasa ve güzel kokusunu daima devam ettirebilse ve erkek o gülü koklamaktan hiç bıkmasa… İş gezisine çıksa gülünü özlese, heyecanla evine dönse… Benim gülüm bir tanecik, harika bir kadın diyebilse. Erkeğini canından bezdirmeyen, evlendiğine pişman etmeyen, dili güllü, saçı güllü, teni gül kokan kadınlar…
Kadınlar eşlerinden ayrılmış olabilir ya da eşlerini kaybetmiş olabilirler. Yine de çoğu erkek dul kadınları rahatsız etmekten, yanına yaklaşmaktan imtina ederler. Dul hanımlara yapılan yakıştırmalar çirkindir. Erkekler hangi kadınla nikahsız birlikte olunamayacağını gayet iyi bilirler. Dul kadınların da tekrar nikahlanarak hayatına devam etmesi gayet doğaldır.
Kaynak: Nikahsız Koklanamayan Güller - Ünzile Girişgin

Tek Kadınla Hayatını Tamamlayan Erkekler

Tek Kadınla Hayatını Tamamlayan Erkekler

A+A-
Sanki biraz imkansızmış gibi görünüyor. Hülya Avşar Soruyor diye bir programa Ali Rıza Demircan Hoca konuk olmuştu. Hülya Hanım bir erkeğin kesinlikle bir kadınla yetinmeyeceğini, özellikle emzirme döneminde, lohusalıkta başka kadınlarla birlikte olabileceği gibi bir sonucun kesin olduğunu söylediğinde; Demircan Hoca “ Ne münasebet efendim, ben 17 yaşımda evlendim 46 yıldır tek kadınla birlikteyim ve çok da mutluyum.” Demişti. Rahmetli babam da 21 yaşında annemle evlenmiş,73 yaşında vefat etmiştir. Rahmetli babam esnaftı ve para alıp verirken asla kadınların yüzüne bile bakmazdı. Komşu kadınları tanıyamazdı. Bir gün 5 yıllık komşumuz Mehmet diye bir bey vardı. Babam o yıllarda 60 yaş üzerinde Mehmet beyin karısı da 30 lu yaşlarda bir hanım. Komşu hanım bir emanet getiriyor ve babama “Amca bunu Ayşe Teyze’ye (anneme) verir misin diye soruyor. Babam “ Tamam gelin ama ben kim verdi diyeyim deyince gelin şaşırıyor. “Amca ben komşu Memetin hanımıyım ya…diye şaşırınca, babam “ Sen bizim Memetin hanımı mısın? Tamam kızım veririm teyzene diyor. Babam bazen anneme takılır “ Hatun ben ikinci hanım alacam” derdi. Biz de “Ya baba seni bildik bileli ikinci hanım alacaksın deyince de “Kızım ben ananızın üzerine gül koklar mıyım? Ananız olmasa ben sizi nasıl büyütürdüm ben kızdırmak için arada söyler dururum sanki alacağımdan mı” derdi.
Akrabalarımdan bir bey deniz kıyısında bir ilçeye gidince etraftaki kadınları görmeyeyim maksadı ile yere bakarak yürüyor ve kaldırım direğine alnını çarpıp kanatıyor. Hep anlatırdı babam; iki kardeş varmış biri veli olmak için dağda yaşarmış diğeri de şehirde normal bir hayat sürermiş. Dağda yaşayan abisini küçümsermiş. “Şehir hayatı seni bozar!” dermiş. Dağdan abisine sütü bezden damlatmadan getirmekle övünecekken şehre girer girmez bütün süt boşalır. Ağabey kardeşini evine misafir eder ve kendi sağdığı sütü şehirde boşaltmadan taşır ve kardeşine hediye eder. Bu kıssa bu devir erkekler için bir kararlılık ve beceri kıssasıdır. Eşlerimiz, kardeşlerimiz, oğullarımız dağ başında inzivaya çekilecek değiller. O halde bu cemiyet hayatı içerisinde kendilerini koruyabileceklerine inanmalı ve tedbirli olmalıdırlar.
Cinsel hazza ulaşmak ve doyumsuzluk tıpkı oburluk gibi çağımızın hastalığı. Giderek dünyevileşen insanların en büyük gayesi sınırsız cinsel hazzı yakalamak ve daha fazlasını arzulamak. Kim tutar ki parası olan, makamı olan, fiziksel görünümü muhteşem, ağzı laf yapıp kadınları kolaylıkla etkileyebilen erkekleri?... Kim tutar? Yüce Yaratıcının yasaklarından başka hiçbir şey….Erkeklerin aklını çelmek için işve yapan cilveli bu kadar kadın arzı endam etmiş iken  erkeklerin işi çok zor. Evli erkekler boşansın diye çabalayan işi muska büyüye kadar vardıran, ya da beni ikinci eş olarak alsın, nasıl olsa ben onu yönetirim ilk kadını devre dışı bırakırım diye düşünen çok sayıda kadın, kız var. 40-50 yaş arasında mevki sahibi, gösterişli ya da zengin erkeklere talep çok. 20 yaşındaki genç erkekler parasızlıktan tek bir kız bulamaz iken zengin erkek nikahlı ya da nikahsız çok kolay kadınlara ulaşabiliyor.
Erkeklerin tavrını belirleyen aileden aldıkları terbiye, prensipler, kendisine ve ailesine saygı, idealler en önemlisi de Allah korkusudur. Tek kadınla evli olup onun çilesine katlanan erkeklerde var. Son derece donanımlı, güzel huylu, kocasına, çocuklarına çok güzel sahip çıkan ve fiziksel bakımı da yerinde kadına sahip olup, gözü dışarıda olan erkek de var.
Dünya hayatı bir şekilde sonlanacak. Zaman çok hızlı akıyor ve acılar da sevinçler de, zevkler de, üzüntüler de bu dünya hayatımızda mevcut. Tıpkı kadınlar gibi erkeklerin de dünya ve ahiret adına ne bekledikleri, nasıl yaşamak istedikleri önemli. Ben sadece bir dost olarak basit tavsiyelerde bulunabilirim.
*Bir kadına acımış olsalar bile tek başına eve, işyerine, arabalarına almamaları.
*Kadınların ağzının içine düşecek şekilde yaklaşıp, konuşmamaları,
* Kadınlarla zorda kalmadıkça keyfi oturup lak lak çekmemeleri
*Etraftaki kadınlarla şakalaşıp, övgüler dizmemesi, fiziksel özelliklerini vurgulamaması.
* Kadınlarla tokalaşıyor olsalar bile yanaklarından öpülmesine izin vermemeleri. Erkek kendini çekiyor bazı kızlar şap şup öpüveriyor.
*Yabancı kız ve kadınlara yiyecekmiş gibi bakmamaları, sözle, elle sarkıntılık etmekten bile imtina etmeleri…
*Daima eşlerinin güzel taraflarını düşünmeli, ellerindeki nimetin kıymetini bilip onunla yetinmeye gayret sarf etmeleri
*Her şeyden daha da önemlisi kendilerine asla güvenmeyip daima Yaratana sığınmaları ve kendilerini muhafaza etmesi için yardım talep etmeleri
Kaynak: Tek Kadınla Hayatını Tamamlayan Erkekler - Ünzile Girişgin

Cinsel Yaşamda Fiziksel Bakım

Cinsel Yaşamda Fiziksel Bakım

A+A-
 Peygamber Efendimiz’in yabancı cinsel uyaranlar karşısında bazı tavsiyeleri vardır. Evdeki nikahlı eşin cinsel yapısı ve potansiyeli sizin ihtiyacınızı karşılar demiştir Sevgili Peygamberimiz. Lakin ben 20 yıllık jinekolog olarak kadınlarımızın cinsel potansiyellerinin ve fiziksel donanımlarının birbirinden çok farklı olduğunu tespit ediyorum. Saçları canlı ve parlak, dişleri bakımlı, ağzı güzel kokan, genital bölgesi tertemiz ve doğal kokusu bozulmamış bir kadınla birlikte olmakla cansız saçlar, çürük dişler, sigara kokan ağızlar ya da genital bölgesi kötü kokulu akıntılı, bakımsız, estetikten uzak bir kadınla cinsel birliktelik kurmak aynı şey olmasa gerek.
Bunun tersi de doğrudur. Çok pasaklı kocalarından şikayet eden kadınlarımız da var. Toplumsal hayatta beden temizliği, markalı olması şart değil ama düzgün kıyafet, güzel kokmak istenen vasıflar arasındadır. İnsan hasta olmadığı sürece kendi fiziksel bakımını ihmal etmemelidir. Erkeklerin gözü şık giyimli, bakımlı kadınlarda kalırken kadınlar da kocalarından uzaklaşıyor, istemeye istemeye birlikte oluyorlar. Kebap, ayran, salata, şalgam, künefe ile karın doyurmak ya da sadece küflü ekmekle karın doyurmak. Nihayetinde karnınız her halükarda doyar.
Temizlik için sadece su yeterlidir. Savaş, kıtlık dışında insanlar suya ulaşabilirler. Tarlada, ahırda çalışmak, boyacı, çöp toplayıcısı olmak, madenci olmak pis gezmek için mazeret değildir. Erkekler evine girdikten sonra kadınlarda kocaları eve girmeden önce kendilerini en bakımlı hale getirebilirler. Camilere çorap kokusundan girilemiyorsa temizlik imandandır sözü ne anlam ifade eder. Bireylerin koltukaltı ve genital tıraşı, banyo yapması temizlik ve güzel kokmak için yeterlidir. Elbiselerin detarjanla yıkanması güzel görünmek için kafidir. Tabi ki kadınların biraz daha çeşitli giyinmesi, toka, bant gibi nesnelerle saçlarını süslemesi, küpe, halhal, bilezik, kolye gibi takılar takması erkeklerin hoşuna gider. Çok para harcamadan da kadınlar güzel görünmeyi başarabilirler.
Düzenli yürüyen, yüzen kadınların kol ve bacak kasları sıkıdır, diridir. Hamur, işlerini az tüketip bol sebze ve meyve tüketen ara ara oruç tutan insanların rengi daha canlıdır, gözleri de daha parlak.
Çürük dişlerin bakımı, düzenli diş fırçalamak, nane, maydanoz, karanfil, lavanta, fesleğen çiğnemek ağız kokusunu güzelleştirir. Sigara, alkol, soğan, sarımsak ağız kokusunu kötüleştirir.
Kadınlarımız için selülitle mücadele ve cildin nemli olması da cilt estetiğini artırır. Saf zeytinyağı yüz de dahil tüm bedene günde en az bir kez sürülmüş olabilse yumuşacık bir tene sahip olunabilir. Su kabağının lifi Hatay bölgesinde çok makbuldür. Bu lifle basen ve bacaklar bastırarak masaj yapılarak sıcak köpüklü su ile yıkanılmış olsa bacak ve basenlerin portakal kabuğu pürüzleri ortadan kalkar. Türk kahvesi kalktı nescafe geldi. Lahmacun gitti, hamburger, pizza geldi. Evdeki patates kızartmasının yerini de patates ve mısır cipsleri aldı. Mısırlarda GDO’lu. Sigara deseniz en az yarım paket. Göbek çevremiz 80cm. üzeri, kilomuz da en az 80. Selülit olması da gayet doğal.
Evlilik hayatında gençlikteki heyecanı sürdürme pek de kolay değil. Çiftlerin özel bir emek vermesi gerekiyor. Gelin ve damat olurken olabildiğince süslenmek sonrasında da hayat hengamesi içerisinde kendi sağlığımızı ve bakımımızı ihmal etmek çok sık rastladığımız tablolar.
Bazı kadınların dişiliği, güzelliği daha fazla çarpıcı değil midir? Velev ki tesettürlü bile olsa. Yaratılıştan gelen vasıflar etkili olsa da kendisine bakan, özenen kadın ve erkek hemen fark edilir.
Peygamberimiz normalde olması gerekeni tasvirlemiştir. Sokaktaki kadın seni etkilese de evdeki kadının daha güzel ve çekicidir. Daha bakımlı ve seksidir demek istemiş. Lakin devir kadınların sokakta daha şık, güzel ve seksi görünme devridir. Kadınların yüzünün bile görünmediği devirden kadınların bikini ve tanga ile endam ettiği devire gelmişiz. İç çamaşırı, mayo defileleri, güzellik yarışmaları ya da ekranlarda canlı kadınları görmek hemen hemen aynı etkiyi yapabilir. Dekolte olmasa bile devir imaj devridir. Bedenlerin olabildiğince süslenip, ruhların aç kaldığı, nefislerin de azmanlaştırıldığı bir dönem. Adı da var. Zamanın sonu….İşte zamanın sonunda sokaklar en güzel kadınlar, en yakışıklı erkeklerle dolu. Kadınlar erkekleri soyup soğana çevirir, erkeklerde evleneceğim diyerek kızların bekaretini alır.
Nikah akdine sadık, gayrimeşru işlerden korkan erkek ve kadının korunabilmek için daha güçlü kalkanlara ihtiyacı vardır. Bu konuda hiç açık kapı bırakmamak, en küçük ayrıntıyı bile ihmal etmemek gerekiyor. Sigara kokmayan erkek istemek kadınların da hakkı…Parfümü Fransızlar icat etmiş çünkü yıkanmayı bilmezlermiş. Abdest, gusül alan insanların daha temiz olması doğal. Hiçbir şey yapamasa insan koltukaltı ve genital bölgesini ıslak bir havlu ile silse ter kokularını önler. Peygamberimizin teri gül kokarmış. Neden bazı insanların teri leş gibi kokarken bazı insanların teri hafif kokuyor. Hiç düşünür müyüz? 
Kaynak: Cinsel Yaşamda Fiziksel Bakım - Ünzile Girişgin

Genital Bölge Temizliği

Genital Bölge Temizliği

A+A-
Olimpiyatlarda yabancı sporculara baktığımızda dövmeden görünmeyen derileri yanında orman gibi kıllarla kaplı koltuk altları dikkatimizi çeker. Tatil beldelerinde teknelerde, restoranlarda koltuk altı kılları saç gibi uzamış kadınlar gözümüze çarpar. Tıp öğrencisi iken hocalarımızdan biri İslami tüm objelerden nefret duyardı. Bir gün Almanya’ da bir eğitim kursuna katıldığında fıtık ameliyatı olacak yaşlı bir erkek hastanın kasık traşı olduğunu ve tüm Alman doktorların hastaya güldüğünü bir Türk hekim olarak orada küçük düştüğünü, yolunmuş tavuk gibi görünen bir genital bölge diyerek kahkahalar atardı.
İslam dininin en basit kurallarından birisidir koltukaltı ve kasık tıraşı olmak. Erkekler için bile koltukaltı kıllarının yolunması, kasık bölgesinin de tıraş edilmesi önerilmiştir. Kadınlarımızın çoğu ise ya ağda ile alırlar, ya makine ile ya da lazer epilasyonla… Bizim kullandığımız cerrahi eldivenle kıllarını yolan kadınlar da mevcut.
Bizim ülkemizde ben hiç kasık biti duymadım. Saç biti yaygın olmasına rağmen vücut biti, kasık biti olan hasta çok nadir olmalı. Sadece kitaplardan öğrendik varlığını. Karısının etek tıraşını istemeyen erkekler de var. İlk doğumlarda epizyo dediğimiz kesi açarız. Genital kıllar yoğun ise bu kesiyi açmak ve onarmak çok zor olduğu için personellerimiz sancı odasında jiletle tıraş ederler. Böyle gerçekleşen bir doğum sonrasında “Eşimin kıllarını neden tıraş ettiler?” diyerek hasta haklarına şikayet eden kocalar da oldu. Klitorisine peersing taktıran kızlar da varmış. Kaşa, dudağa, çeneye, göbeğe sayısız peersing taktıran kızlar gördüm ama genital peersing henüz görmedim.
 Eski kadınlar, analarımız hep ağdalı gezerlerdi. Rahmetli annem evde ağdayı kendisi karardı. 6 kızına şöyle nasihat etmiştir. “ Evinizi temiz tutun ansızın misafir gelir, bedeninizi temiz tutun ansızın ölüm gelir. Müslümanın kılı bir arpa boyunu geçse ibadeti makbul olmaz.” Demiştir. Şimdi yeni kuşaklar çok nazlı. Ağda yapmak işkence. Başkalarına yaptırıyorlar ya da jiletle alıyorlar. Lakin jiletle alım kılları azdırır. Başkaları ağda yaparken de hoyrat davranıp küçük dudakları koparıp dikilsin diye bize gönderiyorlar. Düğünden iki gün önce ağda ile genitali parçalanan gelin adaylarına düğün arifesinde tamir yapar isek 20 gün cinsel ilişki başlayamaz.
Genital bölgenin kendisine has feramon dediğimiz kokusu vardır. İtici bir koku değildir. Vajenin beyaz, şeffaf, kokusuz bir sekresyonu vardır. Biz buna akıntı demeyiz. Bu tükrük gibi necis olmayan ve vajeni koruyan, kurumasını önleyen temiz bir sıvıdır. Akıntı dediğimiz sıvı ise sarı, yeşil, kahverengi olan kötü kokan bazen tahriş ve kızarıklık bazen de kaşıntı yapan enfekte sıvıdır. Bu sıvının tedavi ile giderilmesi gerekir.
Genital bölge temizleyicileri vajen Ph sı asidik yapılı olduğu için asit yapılı olmalı. Yani genital bölgede kullanılan temizleyiciler, kayganlaştırıcılar genital bölge Ph’nı bozmamalı. Adet günlerinde günde en az bir kez bu temizleyicilerle genital bölgeyi yıkamak, petleri sık değiştirmek ve günlük banyo yapmak adet kanının itici kokusunu ortadan kaldırır. Bazen yanınızda oturan, yakınınızda duran bir kadının adetli olduğunu kötü kokusundan hissediyorsunuz. Adetli olmak itici kadın olmayı, erkeklerin karısı ile aynı yatağı paylaşmaması demek değildir. Kadınlar öylesine temiz olmalı ki adetli olduğu halde eşi kendisini çok arzulayabilmeli. Aynı yatakta sohbet etmekten, cinsel ilişki dışı paylaşımlarda bulunmaktan haz duyabilmeli.
Genital bölgenin en iyi temizleyicisi adaçayı ve sirkedir. Kaynar suda demlenen adaçayı yaprakları ağızdan alındığında kadın üreme organları için çok faydalıdır(gebelikte kullanılmaz) ağız kokusunu güzelleştirir ve genital bölgeyi de temizleyip kokusunu güzelleştirir. Ilık adaçayı suyu ile taharetlenebilirsiniz. Sirke genital bölgede mikrop ürememesine izin vermez. Özellikle de mantar tedavisinde kullanılır. Bir litre suya bir çay bardağı sirke karıştırıp genital bölgenin dış kısımlarını bu su ile yıkayabilirsiniz. Haftada bir gün bu su ile taharetlenebilirsiniz.
İdrar damlaması ya da idrar sıçraması da genital bölgenin ve çamaşırların kötü kokmasına sebebiyet verir. İbadetler açısından da idrar çok risklidir. Manevi eziyetleri de çoktur. Kadınlarımız çoraplarını çıkararak tuvalete girer ise ve genital dudakları sol elleri ile birleştirirlerse idrar sıçraması olmaz.
Genital bölgenin güzel kokması için lavanta, reyhan çiçekleri iç çamaşırlarının olduğu sepete, çekmeceye konabilir. Güzel kokan sabunlar yerleştirilebilir. Güzel kokan nemlendiriciler sürülebilir. Genital organlara deodarant sıkılmaz. Temiz pis demeden yabancı cisim sokulmaz. Sentetik çamaşırlar giyilmemeli. Tangalar sürtünmeye bağlı tahriş yapabilir. Gündelik kullanıma pamuklu, penye iç çamaşırları uygundur. Gece çamaşırı olarak deri, saten, dantel iç çamaşırları tercih edilebilir.
Kaynak: Genital Bölge Temizliği - Ünzile Girişgin

Bir Erkeğe Aşık Olmakla Bir Erkekle olmak Arasındaki Fark

Bir Erkeğe Aşık Olmakla Bir Erkekle olmak Arasındaki Fark


Bir iki kuşak önceki kadınları cinsel yönden çok iradeli bulmuşumdur. 25-30 yaşlarında dul kalıp tekrar evlenmeyen ve herhangi bir erkekle cinsel yaşam kurmayan çok sayıda kadın tanıdım. Kendi ablam da 26 yaşında biri 2.5 yaşında diğeri de karnında 6 aylık gebe iken eşini kaybetmiş, babamın ısrarlarına rağmen tekrar evlenmemişti. Sürekli “ iki kızım var, dede-nine benim gibi bakamaz, yetiştiremez, ben onları üvey baba ile nasıl yetiştireceğim tekrar evlenemem.” dedi ve ömrünü hala tek başına sürdürmektedir.
Kızlarımız okullarında, dershanelerde, çalışma alanlarında hatta günümüzde Facebook’la tanıştıkları erkeklere aşık olabilirler. Bu dünya hayatı sevip sevilince daha kolay ve güzel yaşanır. Kız çocukları ve kadınlar erkeklere göre sevdayı, aşkı daha derinden yaşarlar.
Eskiden kadınlarımız da, kız çocuklarımız da ne kadar çok severse sevsin bir erkeğe bedenlerini sunmama refleksleri vardı. Bu açık ya da kapalı olmakla alakalı bir şey değildi. Yetişme tarzı böyle idi. Evlerin perdeleri kapalı olur genç kızlar balkona, dama çıkmazlardı. Flört, çıkma, sevgili kelimeleri bilinmezdi. Duyulsa duyulsa sevdalı ya da yavuklusu var kelimeleri işitilirdi.
Şimdi erkekler kadınlara çok kolay ulaşabiliyorlar. Öyle ki geneleve gidip para bile vermeyi gerektirmeyecek kadar bedelsiz kadına ulaşmak. Japon geyşalar bakireliklerini en zengin erkeğe verip elde ettikleri para ile ömür boyu yaşarlarmış. İstedikleri işi kurarlarmış. Şimdi kızlarımız bakireliklerini bedava vermekle kalmıyor üstüne üstlük gebe kalıp küretaj olarak bedenlerini riske de atmış oluyorlar.  Ülkemin kızları bu kadar mı zayıf, arzularına yenik düşer hale geldiler gerçekten çok şaşırıyorum.
Hayat tecrübem göstermiştir ki erkekler zor kadınları severler ve ulaşmak için çaba harcarlar. Erkekleri ne kadar yorarsanız o kadar kıymetli olursunuz. Başı dimdik, prensipli, zeki, becerikli, güzel kızlar, kadınlar… Elde etmek için bir erkeğin yorulmasına değer kızlar, kadınlar… Erkeklere kapris yapmaktan, ihtirastan bahsetmiyorum, seçici davranmayı bilen kadınlardan söz ediyorum. Bir erkeğe “ Benim nasıl olsa param çok istediğim kızı, kadını alırım, elde ederim, birlikte olurum ” dedirtmeyen kadından bahsediyorum. Parayla, makamla ulaşılamayan kadını arıyor çoğu erkek…
Doğallıktan uzak, cıvık cıvık kızlar, el kol hareketleri ile sırnaşık genç oğullar değer verdiğimiz her şeyi tüketiyorlar. Aşkı, sevdayı, hayayı, gizemli yaşanan cinselliği, saygıyı, töreleri…. Her şeyi tüketiyorlar. Batıdaki gibi seks yapmak sıradanlaşıyor, üzerine işeme zevki gibi iğrenç porno kültürü ekranlarda dillendiriliyor.
Saçları beline kadar uzanan, pearcingsiz, incecik ayak bilekleri halhallı, uzun fırfırlı etekli kızlarımız nereye gitti? Barbi modasına uyup saçının bir kısmını kırmızıya, yeşile, sarıya boyamakla kızlarımız çok mu güzel olduklarını sanıyorlar. Özenti, iradesizlik, seksi görünme çabası kızlarımızın erkekler nazarında değerini azaltıyor.
Sonra karşıma gelen uyuz, kıl bir genç  “ Belki de kanama adet kanıydı belki de benden önce de başkası ile yatmıştı, benle yatan bir kıza nasıl güveneyim” diyebiliyor. Kızlarımız pırıl pırıl duru bir güzelliğe sahip olmalı. İster açık isterse kapalı olsunlar. Tesettür bir erkeğe dur yaklaşma! mesajı vermesi gerekirken tesettürlü kızlar da parklarda, pastanelerde dudak dudağa öpüşebiliyorsa tüketmediğimiz ne kaldı bizim. İman,namus, ar…tükendi, bitti değerli olan her şey….
Erkekleri şımartan kızlarımızın kişiliksizliğidir. Eskiden tek bir erkeği sevmek ve evlenmek, anne olmak, ibadet etmek, aileye bağlılık kızlarımızın şiarıydı. Babalarının, ağabeylerinin başını eğdirmemek bir erdemdi.
Kızlarımız aşık olabilir, duygularını yazıya, şiire dökebilir, bir aracı ile çaktırmadan sevgisini iletebilir. Lakin 14,15 yaşında sevgili arayan, elinde sigara, iş bilmez, aş bilmez, okuyup öğrenmez, bir şey üretmez, ailesinin zoru ile örtünen bomboş, aklı bir karış havada kızlar türedi. Erkekler ne yapsın böyle kızları. Kazara evlenen de başına dert alıyor.
Ne oldu bizim kadınlarımıza, yetiştirdikleri kızlara. Kolay bulunan şey kıymetsiz olur. Bedenini kolayca bir erkeğe teslim eden kız da sadece bedenini verinceye kadar kıymetlidir. Seksten başka bir şey düşünmeyen erkeklere saçınızdaki biti bile vermeyin. Aşık olmanın tedavisi vardır lakin bir kez cinsel ilişkiye girdiniz mi geri dönüşü yoktur. Ayrıca sekse bağımlı olma ya da arzulama gibi bir alışkanlığın da zebunu olma riski ile karşı karşıya kalınabilir ki erkelerin elinde oyuncak olmak kaçınılmaz hale gelebilir.

İlk Gece İle İlgili Kızlarımızın Kafasındaki Sorular-1-2

İlk Gece İle İlgili Kızlarımızın Kafasındaki Sorular-1

A+A-
Doktor hanım benim kızlık zarıma bir jinekolog çok kalın dedi. Beni çok korkuttu. Bir de siz muayene eder misiniz?
Evlilik öncesi bir jinekoloğa muayene olmak, ilk ilişki için danışmanlık almak faydalı olması gerekirken bazen bu şekilde beklenmedik olumsuz sonuçlara da yol açabiliyor. Kızlık zarınız çok kalın dendiği anda evlenecek kız ve oğullarımızın kafasında cinsel ilişki çok zor olacak hatta imkansız olacak korkusu yerleşir. Taşıdıkları gerginlik bir kat daha artabilir. Bence hekimler olarak evlenecek ve ilk kez cinsel birliktelik kuracak olan gençlerimizi daha çok rahatlatmalı ve kendilerine güven duymalarını sağlamalıyız. İstedikleri zaman rahatlıkla arayabilecekleri, danışabilecekleri hekimler olmamız kafi gelecektir.
Doktor hanım ilk gece kanamam çok olur mu?
Aslında kızlarımız kocalarına güven duyabilse ve kendilerini onlara rahatça teslim edebilse her şey daha kolay olurdu. Her şey beyinde başlıyor. Öncelikle her şeyin yolunda gideceğine inanmak ve Allah’a tevekkül etmek gerekiyor.
Kızlarımız beyinlerine olumlu mesajlar vermeli, güzel bir birliktelik hayal etmelidirler. Sonuçta artık karşılarındaki utanıp mesafeli durmaları gereken bir erkek değil tersine ruhen, kalben, imanen ardından da fiziksel olarak tek vücut olacakları nikahlı eşleri söz konusu. Elbette ilk günlerde çekingenlik yaşanması, bir erkekle aynı yatağı paylaşmak zor gelse de beyinlere, kalplere bunun doğal olduğu telkini sık sık yapılmalı ve rahat olmaya çalışılmalıdır.
Kızlarımız rahat olursa ilk ilişki çok kolay olur. Bunun sonucunda da çok hafif bir kanama olur belki de hiç kanama olmadan bir de bakıvermişsiniz ilk birliktelik olup bitivermiştir.
İlk ilişki de kanamanın gelmesi cinsel birlikteliğin gerçekleştiği anlamına gelir mi?
Kanama olması her zaman bu anlama gelmez. Çünkü yaptığımız muayenelerde bazen vajen girişi ile makat arasındaki ince dokuda hasarlanma, sıyrık olabiliyor. Genç oğullarımız da boşalıvermişse ilişkinin olup olmadığına çok da vakıf olamıyorlar. Şayet kafanızda bir soru işareti varsa, kendinizden emin değilseniz ya da şimdi ne yapmalıyız diye tedirginseniz bir jinekoloğa muayene olup, yol göstermesini isteyebilirsiniz.
Kızlık zarının açılıp açılmadığı nasıl anlaşılır?
Kızlık zarı muayeneleri sadece kadın doğum uzmanı ve tecrübeli adli tıp uzmanlarınca değerlendirmeye tabi tutulabilir. Bu da ancak bu hekimlerin çıplak gözle dış genital organlara bakması ile mümkündür. Hekim iki eline gazlı bez ya da peçete alır ve küçük dudakları ayırarak gizlenmiş olan kızlık zarını kontrol eder.
Kızlık zarı yapısı, muayenesi sadece göz ve elle yapılabilir. Ultrason, tomografi, MR gibi ileri tetkikler herhangi bilgi veremez. Bazı kızlarımız karşılarına ayna koyarak kızlık zarlarını tanımaya, yırtılma var mı diye bakmaya çalışıyorlar. Lakin bu şekilde kendileri hangi kıvrımın, hangi mukozanın kızlık zarı olduğunu bilemezler.
Bir de kocasına kızlık zarımın resmini çek ve bunu bir jinekoloğa göster ve sana kızlık zarımla ilgili bilgi versin diyen yeni evli kızlarımız da oluyor.
Hiçbir jinekolog böyle bir resimle kızlık zarı yapısını tayin edemez çünkü gergin olmayan zarda varsa yırtık, açılma, doğuştan çentik vs. ayrımını yapamayız. Böyle bir davranış hekimin mesleğine de bir saygısızlık olarak algılanır.
İlk ilişkinin ardından tekrar ne zaman yeni bir birliktelik yaşanabilir?
 İlk birliktelikten sonra gelin kızımızın kendisini nasıl hissettiğine göre değişen bir sorudur bu sorunuz. Bazen çok kolay birliktelik olur. Kızlık zarı çok esnektir belki de hiç zorlanma olmadan birliktelik gerçekleşmiştir. Dinlenme periyodunun ardından tekrar birlikte olabilirler. Lakin idrar yaparken yanması olan, yürürken sancı hisseden, sızıntı tarzında kanaması olan ya da peçeteye, tuvalet kağıdına silme esnasında leke bulaşan kızlarımızın 24-48 saat arasında iyileşme süresine ihtiyacı olabilir. Damat beylerin bu süreyi olabildiğince iyi değerlendirmesi, hanımı ile bedenlerini tanıma ve hanımını rahatlatma açısından baş başa hoş vakit geçirmesi yeni ilişkiye hanımını daha istekli ve hazır hale getirecektir. Bazen ilk ilişki olur lakin daha sonraki ilişki için korku gelişebilir. Buna meydan vermemek için tekrarlayan birlikteliklerin çok çok daha kolay olacağı bilgisi dile getirilmelidir.
Kaynak: İlk Gece İle İlgili Kızlarımızın Kafasındaki Sorular-1 - Ünzile Girişgin

İlk Gece ile İlgili Kızlarımızın Kafasındaki Sorular-2

A+A-
Şayet ilk gece hiç kanamam olmaz ise ne yapmalıyım?
İlk bir hafta içerisinde mutlaka bir jinekoloğa muayene olunmalıdır. Kızlık zarının esnek mi yoksa eski bir yırtık mı var bunun ayrımını sadece bir jinekolog yapabilir. Pek çok jinekolog evli olup kızlık zarı muayenesi yaptırmaya gelen hastaları kabul etmiyor. Hekimler aile içi şiddet, cinayet ya da kendilerine yönelecek saldırı vs.den de korkuyorlar. Durum adliyeye yansırsa üç hekim raporu sorunu kesinlikle çözer. Ama sorun her ne ise aileler arasında kalsın adliyeye yansımasın diyorsanız karı koca kimseye bir şey söylemeden jinekoloğa başvurmalı ve gelin hanımı muayene ettirmelisiniz. Bunu şunun için ısrarla tavsiye ediyoruz. Aradan aylar geçiyor ve bir kavga anında kızlarımızın başına kalkılıyor ve kızlarımız “ sen zaten bakire değildin sen zaten pak değildin!”  gibi ithamlarla karşılaşıyor. Bir hafta geçtikten sonra belki en fazla 10-11 gün geçtikten sonra biz jinekologlar da kesin teşhisi koyamayız. Yani eski yırtık mı? Yeni yırtık mı? Ayrımı net yapamayız.
Bazı kızlarımız bu muayeneyi gurur meselesi yapıp kocalarının başına kalkıyorlar. Sen bana güvenmeyip bir hekime muayene etmeye zorluyorsun diyerek alınganlık gösteriyorlar. Oysa hekim olan kızlarımız, genç kardeşlerimiz bile bizlere başvuruyor  “Abla biz birlikte olduk diye düşünüyoruz ama kanama olmadı acaba bir şeyleri eksik mi yaptık” diye danışıyorlar, soruyorlar. Nihayetinde hekim de olsalar hayatlarında ilk kez cinsel birliktelik yaşıyorlar ve bilemeyebiliyorlar.
İlk gece ortalama ne kadar kanama olur?
İlk cinsel birliktelikte hiç kanama olmayacağı gibi birkaç damla kanama da olabilir. Bazen bir iki damla kan meni ve vajinal salgılarla karıştığı için kahverengi ya da pembemsi, sarımsı renkte görülebilir. Çok az kanama geldi bize bir iki bardak kanama olur dediler, neden az kanama oldu diyerek gelen damatlar oluyor. Bunlar yanlış ve hoş olmayan bilgiler.
Doktor hanım ilk cinsel ilişkimde kanamam fazla olursa ne yapmalıyım?
Fazla kanamadan kasıt ne kadar kanamadır? Israrla damla damla gelen kanama ya da daha ağır hızla pet dolduran yeni pet konduğunda onu da hızla kirleten kanama aşırı kanamadır mutlaka damat bey gece yarısı da olsa bir jinekoloğa o da yoksa acil servise başvurmalıdır. En basitinden acil hekimi ya da bir ebe kanayan bir yırtığı ya da açılan bir damarı görebilir; dikemeseler bile tampon koyabilirler. Hekime gidinceye dek vajen ağzına bir pamuk tıkaç ya da temiz bir havlu da yerleştirerek kanamanın akışı önlenebilir.
Cinsel ilişkiye alışmam ne kadar zaman alır?
6 aylık bebeğe ek gıdalar başlayıp kendi başına yemek yemeyi öğrenmesi gereken zaman gibi cinsel yaşam için de zaman ve denemelere ihtiyaç vardır. İlk 3-4 ay vajende yanmalar, ilk günlerde idrar gelirmiş, kaka gelirmiş gibi hissiyat hissedilebilir. Yeni bir ortama ve eşine alışma, yaşadığı aileden ayrılış kızlarımızın adetlerini bozabilir. 3-6 ay arasında cinsel yaşam düzene girer.
Düğün gecemiz regl günlerime rastlıyor yapılabilecek bir şey var mıdır?
Düğün tarihini kız evine sorarak ayarlamak faydalı olur. Lakin bazen aylar öncesinden nikah ya da yemek salonu tutulmuş olabilir. Bu arada kızlarımızın regl günlerinde kayma olmuş olabilir. Bu taktirde de bir jinekoloğa başvurarak düğünden bir hafta, on gün önce ilaçlarla regl tarihi kaydırılabilir. Bunun dezavantajı sonuçta ilaç almak ve bazı yan etkilerine katlanmak demektir. Heyecanla beklenen özel bir gece de adetli olmak da sabrı zorlamak ve belki de hata yapmak demektir. Hekim olarak ilaçla regli kaydırmanızı tavsiye ederim.
Evlendikten sonra bir süre gebe kalmak istemiyorum. Nasıl korunmam daha uygun olur?
İlk birlikteliklerde prezervatifle korunmayı pek tavsiye etmiyoruz. Normal birlikteliği öğrenmeden prezervatifle birliktelik daha zor olabilir. Dışarı boşalmayı da acemi damat başaramayabilir. Ya da erken boşalma olabilir. 3-6 ay arası doğum kontrol hapları ile korunma olabilir. Uzun süreli bu hapları kullanmak varsa bir kısırlık sebebi bunu gizler ve tedaviyi geciktirir. Kızlarımızın yaşı 25 ve üzeri ise bir iki ay cinselliğe alışma sürecinden sonra korunmamalarını öneriyoruz.
Kaynak: İlk Gece ile İlgili Kızlarımızın Kafasındaki Sorular-2 - Ünzile Girişgin

Bakir Erkekler

Bakir Erkekler

A+A-
Tıpkı ekilmemiş bakir toprak gibi… Yüzlerine bile bakmaktan haya edebileceğimiz tertemiz genç ve yaşlı erkekler… Batı toplumunda internete mesaj düşer 11 yaşında kızım, hala bakireyim. Müslüman toplumda erkeklerin de bakir olması beklenen bir vasıftır. Hiçbir kızın elini tutmamış, tenine dudak değdirmemiş ve tıp talebeleri dışında çıplak kadın bedenine bakmamış erkekler. Plajlarda, ekranlarda bikinili, tangalı kadın görmüş olabilirler lakin gözleri baksa bile görmemiş olan erkekler. Görmemek için gayret sarf eden erkekler. Sokaktaki her kadını Hatice Annem, Fatma bacım diye görebilen ve kalbini bozmayan erkekler….
Erkeklerin kızlar gibi bakirliklerini temsil eden bir simgeleri yok. Yani sözle bilebilirsiniz yalan söylemeyen bir erkek ise hiçbir kızla beraber olmadığını… Vajinusmus vakalarının çoğunda yeni evlenen genç bakirdir. “ Daha önce bir kadınla beraber oldunuz mu?”  sorusuna  “ Hayır hocam diyen ben mastürbasyon bile yapmadım, ben internette bile cinsel içerikli sitelere girmedim diyen genç, yakışıklı, üniversite mezunu, kariyer sahibi oğullarımız, kardeşlerimiz mevcut. 500 kadınla yattım diye övünen erkekler buna inanmazlar ama Allah korkusu, zinadan korunma arzusu da genç oğullarımızı gayrimeşru ilişkilerden korumaya kafi gelir.
Genç kızlarımız cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolunun bakir bir erkekle evlenmek olduğunu bilirler. Lakin bakir bir erkeğin kimliğini kestirmek zordur. Sadece halis iman sahibi genç erkekler bakir kalabilirler. Belki bir de kendisini cinsel enfeksiyonlardan korumaya çalışan prensipli erkekler….Cinsel alan gizlidir ve erkeklerin en zor imtihan alanıdır. Haya, konuşma ve yaklaşım tarzı, nişanlısına saygı, fırsatçılık yapmamak, bakarken bile yanakları kızarmak, konuşurken terlemek, dini nikahın önemini bilmek ve tokalaşmanın dahi Müslümanlar için hoş görülmediğini bilmek, bu ölçüler doğrultusunda hareket etmek bakir erkekleri ele verir. Çoğunluğu İslami bilince sahip tesettürlü kız ararlar. Tesettürlü olmasa bile imani bir olgunluk, dürüst bir kişilik gördükleri kızlarla evlenmek isterler. Müslüman erkeklerin İslam’ı seçme koşulu ile gayrimüslim kadınlarla da evlenme hakkı olduğu için evliliği yürütebilmek için tesettür tek kriter olarak seçilemez. Çünkü at izinin it izine karıştığı bu devirde kızların yetiştiği aile ortamı ön plana geçmiştir. Ot köküne çeker sözü evlenilecek kız ve erkek için en önemli kriter haline gelmiştir.
Temiz bir nesil için sadece evlenecek kızın bakire olması yetmez. Baba adayı geçmişinin kiri ile evlenmiş ise döllenecek yumurtaya da kir bulaşır. Bir erkeğin ardında gözyaşı içerisinde bir kız bırakması, söz verip vazgeçmesi, anasının, atasının ya da kendisinin ah alması doğacak bebeğine de sirayet eder. İmanlı genç oğullarımız kendi spermleri ile döllenen yumurtadan şaki ruhlu bir evlat çıkmasını isterler mi? Said ruhlar hangi kız ve erkeklerin nikahı ile teşekkül eder?
 Kızlar zina yapamaz ama erkekler yapabilir mi? Zinada bekar ya da evli olma cezası farkı vardır. Kız ya da erkek olma farkı yoktur. Peygamber Efendimiz 25 yaşına kadar bekar kalmıştır. Ki o yıllarda da fuhuş revaçta olup bunun ticaretini yapan kadınların evleri belli olurmuş. O toplumda bugünkü gibi hazza dayalı çiftleşmeleri doğal karşılarmış. Yakışıklı erkeklerin önüne geçip benimle birlikte ol diye talepte bulunan kadınlar varmış. Peygamberimizin babası kendisine hayran olan bu kadınlardan devamlı uzak durmayı başarmış. Çünkü Peygamberimizin temiz bir silsileden korunarak gelmesi gerekiyordu.
Maharet çalkantılı bir toplumda sadece elbiseyi temiz tutmak değil o elbise içerisindeki bedeni de temiz tutmak ve muhafaza etmekte.
Rahmetli babam ağabeylerim üniversitede okurken onları sık sık uyarırdı. Ben tıp öğrencisi olduğum için nasıl olsa gözü açık, her şeyi biliyor diye konuşmalar pek de gizlenmezdi. “ Oğlum sakın harama uçkur çözme. Bizim neslimiz pak bir nesil, sakın kirletme. Bir kızı incitme! Bacıların var. Sen zina yaparsan senden doğan nesil asi olur, gözünüzü dört açın ve nikahlanacak kız bulun, geç kalmayın derdi. Abilerim 25 yaşına dayanmadan evlenme baskısı uygulardı onlara.
Bakir bir kızla evlenmek nasıl erkekler için nimetse bakir bir erkekle evlenmek de kızlarımız için bir nimettir. Çünkü bakir evlenen erkekler hanımının kokusuna, gülüşüne bağlanır ve daha kanaatkar olurlar. Gebelik, adet, lohusalık, hastalık gibi sorunlu, cinsel yoksunluk gerektiren zamanlarda da daha dayanıklı ve sabırlı olurlar…
Bakir kalabilen gençlere selam olsun. Rabbim daima yar ve yardımcıları olsun, daima muhafaza eylesin kötülerin şerrinden… Hiç tanımadıkları ablaların, teyzelerin, annelerin duaları onlarla. Çünkü kendi evlatlarımız için dua ederken başına mutlaka diğer din kardeşlerimizin evlatlarını da koymaktayız. Jinekolog bir anne olmak hiç de kolay değil. Gençlerin durumu ortada ne de olsa…
Kaynak: Bakir Erkekler - Ünzile Girişgin

Bakir Genç Olarak Kalabilmek Hüneri

Bakir Genç Olarak Kalabilmek Hüneri

A+A-
Bazen genç oğullarımızdan mailler gelir. Doktor ablam bana dua et ve bana yol göster. Ben namazlarımı düzenli kıldığım halde sokağa çıktığımda dengemi kaybediyorum ve gözlerim kızlara bakmaktan alıkoyamıyorum. Her gün kendi kendime söz verdiğim halde bu huyumdan vazgeçemiyorum.
Alışkanlık dediğimiz şeyler iyi ya da kötü olsun vazgeçmekte zorlandığımız şeylerdir. Bu devirde erkek olmak da çok kolay değil. Çünkü kızlar, kadınlar çok bakımlı, çok gösterişli, çok da seksiler. Moda, kozmetik, tekstil, mücevherler hep kadınların hizmetinde. Pek çok kız için erkeklerin ağzını uçuklatmak bir marifet. Aynı anda pek çok erkek tarafından arzulanır olmak, bakılmak bir yetenek gibi algılanmakta. Öyle ki sevgilisi olmayan kız sanki çirkinmiş, eksikmiş gibi imaj verilmekte, aşağılanmaya çalışılmakta.
Bir erkeğin gözlerini koruması pek de kolay bir şey değil. Biz kadınlar bile sokakta karşılaştığımız hemcinslerimize çeşitli sebeplerle baka kalabiliyoruz. Hz. Ali efendimiz ilk bakış kazaradır isteyerek baktığın 2,3. bakış yanlıştır. Dediğine göre erkeklerin sokakta gözlerini bağlayarak gezmeleri mümkün değildir anlamı çıkar. Kendisini korumak isteyen erkeklerin ergenlikten itibaren kazanmak zorunda oldukları alışkanlık bilinçli avcılığa çıkmamalarıdır. Bakmakla da haz duyma, baktıktan sonra mastürbasyona yönelme gibi yolları tercih etmemeleridir.
Bazı tedbirler alabilirler.
*”Gözlerimi Haramlardan Nasıl Koruyabilirim?” İsimli kitabı okuyabilirler. Nihayetinde yazarı erkektir ve hemcinslerine yol göstermektedir.
*Kalabalık ortamlardan uzak durmak.
*Kız erkek ilişkilerinde rahat olan, yozlaşmış konuşmalar yapan, dilini argoya alıştırmış olan arkadaşlardan uzak kalmak. “Kuzenlerim daima cinsel içerikli konuşuyor ve cinsel içerikli sitelere giriyorum, kendimi yalnız hissediyorum.” diyen gençlerimiz yalnızlıklarını akraba da olsa yanlış kişilerle gidermemelidir.
*Açlık arzuları öldüren silahtır. Sık sık oruç tutulabilir.
*Spor erkeklerin beden enerjisini faydalı bir şekilde kullanmalarına, beden sağlıklarına katkıda bulunan bir eylemdir. Yüzme, basket, tenis gibi spor dallarında yeteneklerini geliştirebilirler.
*Vakıf, dernek, siyasi oluşumlar içerisinde rol alabilirler. Hem okuyup hem çalışabilirler.
Özet olarak nefs terbiyesi ciddi bir mücadeledir. Hiç acımamak gerekir. Her şeyin bir tedavisi var. Hazdan vazgeçebilmenin tedavisi iradedir. Prensipli yaşama kararlılığıdır. Dini ilimlerden çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. Onu da ecdadımız başarmıştır. Yeni kuşak oğullarımızda pekala başarabilirler.
Kaynak: Bakir Genç Olarak Kalabilmek Hüneri - Ünzile Girişgin

Evlilik Cinselliği Tüketir mi?

Evlilik Cinselliği Tüketir mi?

A+A-
Müminler için nikah dışı birliktelik seçeneği yoktur ve nikahlı olduğunuz kişi de sizin imtihanınızdır. Yani eşiniz, eşinizin ailesi ve o kişi ile olan evlilik sürecinde meydana gelen çocuklar sizin dünya hayatınıza yön veren en önemli kişilerdir.
Evlilik sürecinde bazen bolluk bazen darlık, bazen sağlık bazen hastalık, bazen harika iletişim bazen de tartışmalı süreçler vardır.
Mümin bireyler aşkı ve seksi dolu dolu yaşamak adına evlenmezler. Nikahlanırken böyle düşünen gençlerimiz varsa büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirler. Cinsel hayat müminlerin hayatının önemli ama küçük bir bölümüdür. Müminin dünya hayatı haz dolu narsist, hedonist, egoist bir hayat tarzı değildir. Evlenelim her gece mumlar yakıp, yemek yiyelim, baş başa kalalım, gezip eğlenelim tarzında bir hayat değildir.
Cinsel haz için nikah şart ama…
İslam dini nikah dışı cinsel yaşamı yasakladığı için bireyler dünyevi cinsel hazzı yaşamak istiyorlarsa nikahlanmak zorundadırlar. Lakin evlilik haz yanında rızık temini, hamilelik, doğum, çocuk eğitimi, yaşlı ebeveynlerin bakımı gibi mesuliyetleri de beraberinde getirir. Bu mesuliyetlerin ağırlığı bireylerin cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir. Dünya hayatının imtihan olduğuna ve asıl haz ve mutluluğun bu dünya hayatında temin edilemeyeceğine, ayağa batan dikenin bile bir güzellik kazandıracağına taa başında kabullenmiş olan bireyler daima hallerine şükreder, ellerindeki ile yetinir ve nikahlı eşinin hakkına riayet eder. Dinimizin esası hak ve hukuka dayanır. Yaşadığımız acıların çoğu da buna riayet etmemekten kaynaklanır. Bazılarımız haksızlıklara sabrederek imtihan olurken bazılarımızda üzerine başkalarının haklarını yüklenerek imtihan olmaktadır.
Aşk, sevda güzel duygular…. İnsan sevmeden, sevilmeden zor yaşar, mutsuz olur. Karıkoca ilk günlerdeki gibi birbirini sevmeyi, saymayı, hakkını korumayı başarabilirse en azından gayret gösterirse evlilik hayatı cinselliği de tüketmez aşkı da…. Adet dönemi, lohusalık döneminde cinsel perhiz rahatsızlık vermez.
Cinsel hayatın monotonlaşmaması kadına bağlı
Cinsel hayatın monotonlaşmaması, basit bir işe dönüşmemesi çoğunlukla kadınlara bağlıdır. Kadının neşesi, sıcaklığı, konuşkanlığı, esprili olması, yaşı her ne olursa olsun çocuksu, masum tavrını koruyabilmesi, zorluklar karşısındaki tahammülü, mütebessim olması, bakımlı ve estetik olması, iletişim kurmadaki becerisi evlilikteki seks hayatının heyecanını ve erkeğin evine bağlılığını arttıran asıl unsurdur diye düşünüyorum.
Kadın istekli değilse evlilik cinselliği tüketir
Allahtan korkan bir erkek, helal kazanmak için çabalayan bir koca, cinsel sağlığı da yerinde ise evlilik için kafi gelirken kadının çok daha fazla donanımlı olması gerekiyor. Kadınlar istekli olmadıkça evlilik cinselliği tüketir. Kadınların dünya hayatından ne beklediğini, ne istediklerini, ahiret için de hangi hazırlıkları yaptıklarını belirlemeleri gerekiyor. Mücadelemiz ve muhasebemiz önce kendimizle olmalıdır. 20 yıllık meslek hayatım ayda en az 500 kadınla muhatap olmam, konuşmam, dinlemem demektir. Hekim olarak çok konuşan bir kadınım. 24 saatin 20 saatini aralıksız konuşabilirim. Konuşmada esas aldığım husus Peygamberimiz ’in (SAV) “ Ya hayır söyle ya da sus!” düsturudur. Benim konuşmam bir hastanın bilgilenmesi, bir dertlinin derdini gidermeye yönelikse ben kazananlardanım lakin ben dilimle çevremi kırıp geçiyorsam, insanlara acı veriyorsam, ümitsizlik, hasetlik aşılıyorsam ben üzerime hesabını zor vereceğim bireysel haklar yüklenmişim demektir.
Kadın dudağı öpmek için yaratılmıştır
Kadınlar Allah’ın bahşettiği konuşma yeteneği ve güzel dillerini hayırda kullanmalıdırlar. Mütebessim kadın dudağı öpmek için yaratılmıştır. Kocasını, bebeklerini, çocuklarını, yaşlıları hatta kuzuları, civcivleri… Öpmek, sevmek ve güzel kelimeler söylemek. Kadınlarımız “ Doktor Hanım sen her daim bunu başarabilir misin?” Diye sorarlarsa “ Ne mümkün. Benim de acılarım, gözümde yaşlar,  kalbimde hüzün var. Benim de işyerimde densiz insanlar var. Benim de akrabalarımda merhametsiz, dedikoducu, haset insanlar var. Ama Yüce Yaradan’ımın bana nasip ettiği mümin bir eşim ve said ruhlu evlatlarım da var. Onların bu dünya hayatının zorlu yolunda bana ihtiyaçları var. O zaman ben zamanı iyi kullanmak, boş işlerle vakit geçirmemek zorundayım. Çok güzel bir eğitim toplantısı vardır ama eşim yoldan gelmişse ya da bana ihtiyaç duyduğu bir günse ben eşimi öncelerim. Uykumu, gezmemi, arkadaşlık ilişkilerimi eşime ve çocuklarıma göre dizayn ederim.
Kadınlar gayret etmeli
Erkekler monotonlaşan ve hiç gayret etmeyen kadınlarına karşı sadece ve sadece cinsel haz yaşamak adına bile olsa ek seçeneklere sahip iken; kadınların hiç gayret etmeksizin ‘ben tek eş olarak kalmalıyım, ben her şeye sahip olmalıyım, eşim harama bakmasın, eşim zina yapmasın, eşim ikinci kadınla nikahlanmasın!’ demesi bencilliktir, kocalarının haklarının gaspıdır. Hastalıklar dışında kadının istedikten sonra başaramayacağı hiçbir iş yoktur. Yeter ki lüzumsuz işlerden, malayaniden uzak dursun ve kendisine ilmi donanımı yüksek, ferasetli, akıllı kadın dostlar bulsun. Arasın ve bulsun. Ben de arıyorum. Sürekli arıyorum. İlmi benden az olabilir ama benden daha imanlı daha ihlaslı kadını arıyorum. Bulunca bir saat, iki saat sohbet etmek istiyorum. Mümin müminin aynasıdır. Bakınca eksiklerini kusurlarını görüp düzeltmelidir. Yıllar hepimizi harcar; kendimizi yenilemez isek, ruhumuzu, kalbimizi beslemez isek sıradan basit insanlar haline geliriz.  Güzel vasıflarımız silinir, karakterimiz bozulur ve eşlerimizin, çocuklarımızın kul haklarını da üzerimize yüklenip ömrümüzü tamamlarız. Karıkoca hiçbirimiz dünya hayatımızı bu şekilde tamamlamak istemeyiz.
Medline Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Opr.Dr.Ünzile Girişgin
Kaynak: Evlilik Cinselliği Tüketir mi? - Ünzile Girişgin

Kızlık Zarı (Hymen)

 Hiç cinsel ilişki kurmamış kız çocuklarında doğuştan var olan vajen girişinde bulunan mukozanın adıdır hymen. Çeşitli şekilleri vardır. En sık rastlananı anüler dediğimiz ortasında adet kanının dışarı akmasına imkan veren yuvarlak bir delik olan zar şeklidir. Çok nadiren doğuştan kapalı hymen şekli de vardır.  (imperfore hymen) Bu kız çocukları ergenlikte adet kanını dışarı akıtamadığı için şiddetli karın ağrısı ile acil servislere, genel cerrahiye en sonunda da jinekoloğa getirilirler. Yapılan ultrasonoğrafi ve dış genital muayenesi ile tanı konur ve kızlık zarı ortasından bir delik oluşturularak kan boşaltılır ve sonrasında da adet kanı dışarı kolay çıkmaya başlar.
Toplumumuzda kızlık zarı bakireliğin simgesi olarak addedilir ve ilk ilişki de kanama olmaması halinde gelinler jnekolog muayenesine getirilir. Bazen hekim muayenesi bile beklenmeden, istenmeden kız çocukları bakire değil ya da çürük denerek baba evine terk edilir, boşanma davaları açılır sadece dini nikah vardı ise erkek tarafı hemen hak hukuk demeden kızı boşarlar. Kız hiçbir hak iddia edemez, maddi ve manevi tazminat talep edemez. Masum bir kız zina isnatına maruz kalarak erkek ailesinden-kimler buna dahil olur ise- kız ailesinin hakkını yemiş olur, yalan ve iftira günahını yüklenmiş olurlar. Zina bilindiği gibi aynı anda 4 şahit gerektiren ya da mahkeme kararı ile günümüz yasalarına göre en az 3 jinekoloğun kızlık zarı muayenesi ile tespit edilebilen bir durumdur. Ki aynı yasalarımız zinayı suç olmaktan çıkarmış, meşrulaştırmıştır.
Bazen yeni evli çiftler geliyor. Kanama çok az oldu biz bir iki bardak kan boşalır sanıyorduk, bize böyle anlatılmıştı diyerek kanın az olmasından bile kızın bakire olup olmadığı tartışılıyor. Bazı evlere kanlı çarşaf asılıyor, bazı evlerde düğün gecesi kız ve erkek tarafından birer temsilci bekletiliyor.
Erkekler, erkek aileleri kul hakkından çok korkarak hareket etmeli hiç kimsenin kızı gereksiz yere rencide edilip, iftiraya maruz bırakılmamalıdır. Zaten hangi devirde yaşıyoruz. Gayrimeşru ilişki yaşayan kızlar zaten kılıfını önceden hazırlayıp kendilerini aklayacak tedbirleri önceden alacaklardır. Olan masum kızlara ve onları yetiştiren anne babaya oluyor. Bilinmelidir ki bir kız çocuğuna haksız yere iftira eden, hak etmediği ithamlara maruz bırakan, meseleyi aklıselim ile çözmeyen her erkek ve ailesi aldıkları ahın bedelini gelecek kuşaklarda çok ağır ödeyeceklerdir. Kadınların hakkını yemek erkeklere yakışmaz, onları yüceltmez; hem dünyalarını hem de ahretlerini mahveder.
Hymenoplasi (kızlık zarı tamir işlemi) düğünden birkaç gün önce daha önce açılmış olan kızlık zarının hekim tarafından onarılması işlemidir.
20 yıllık hekimlik hayatımda cinsel tecavüzler dışında kızlık zarı tamiri yapmadım. Canlı tek bir bebeği bile kürtajla almadım. Geçmişte bana başvuran terk edilmiş, nişandan ayrılmış, tek bir sefer kandırılarak  birlikte olmuş genç kızlar ve yakınları şöyle demişlerdi. “ Doktor hanım bir kez hata yaptı isem hayat boyu böyle mi kalmalıyım. Beni isteyen erkeklere bunu anlatsam benimle evlenmezler yada şimdi beni isteyen ailesi, işi düzgün bir erkek var ben onu da mı elimden kaçırayım.”
Settar olan Allah belki de bir kez zina yapmış olan kişinin bu ayıbını hiç ortaya koymayacaktır. Biz hekimler ayıpları döküp saçmakla yükümlü değiliz. Bir kez hata yapmış ve bakireliği bozulmuş olan genç kız sonra çok pişmanlık duyup evlenerek hayatını düzene koymayı ve bir daha böyle bir hata yapmamayı karar kılmış olabilir. Allah ile kendi arasında bir sözleşmedir. Biz hekimler hastalarımızı yargılamak ya da sözüne güvenmemek seçeneğine sahip değiliz.
 Bir erkeğin bakir olmasının kanıtı yoksa bir kızın da suni bakirelik seçeneğine başvurması anlaşılabilir bir durumdur. Elimizin tersi ile ittiğimiz bu genç kızlar belki de daha büyük hatalar yapacaklar.
Konuya erkekler açısından bakar isek bakir kalmayı başararak bakire kızla evlenmeyi hayal eden erkeklere Allah pak bir kız nasip eder.  Evleninceye kadar defaatle cinsel birliktelik yaşamış olan pek çok erkeğin evlenirken bakire kız araması bencilliktir, adil de değildir. Öyle bir tablo var ki HPV kapmış pek çok erkek evlendiği kıza bu enfeksiyonu da bulaştırmaktadır. Toplumda zina bu kadar yaygınlaşırken erkeklerin bakire kız bulması da giderek zorlaşacaktır. Ayeti Kerime pak kızların pak erkeklere ait olması gerektiğini vurgular.  Pak erkeklerin içi rahat olmalı İnşaallah nesillerinin pak olarak kalması için Allah onlara pırıl pırıl kızlar nasip edecektir.
Benim kız evlatlarımıza tavsiyem bir erkeği ne kadar severlerse sevsinler bedensel paylaşıma müsaade etmesinler. Erdemli bir erkek, sevdiğine saygı duyan bir erkek onun bedenini kullanmak gibi bir fırsatçılığa düşmez. Tanıştıktan bir ay sonra “ Sen bana güvenseydin bedenini teslim ederdin!” diyen bir erkek. Güvenilmemesi gerektiğini kendisi ağzı ile ikrar etmiştir zaten.
Kaynak: Kızlık Zarı (Hymen) - Ünzile Girişgin

Bakire Kızlar (Ünzile Girişkin)

Bakirelik kavramı artık oldukça değişkenlik göstermekte. Kabaca kızlık zarı (hymen) bozulmamış olan yani bir erkekle vajinal yolla cinsel ilişki kurmamış olan kızlara bakire denilir. Lakin kızlık zarı bozulmamış ama bir erkekle cinsel ilişki ya da cinsel fantezi yaşayan çok sayıda genç kız tanıdım. Artık gözlerinizi korumak ve cinsel içerikli görüntülerden uzak tutmak için özel bir gayret sarf etmezseniz cinsel birlikteliğe dair her şey ortada. Pornografi sektörü şu an dünyada en çok gelir getiren, en çok reklamı yapılan ve en çok talep edilen sektör.
Seks hayatında gizem, heyecan diye bir şey kalmadı. Eskiden genç nişanlılar için el ele tutuşmak bile eşsiz duygular yaşatırken şimdi sekse çok kolay ulaşan erkekler için daha fazlası, daha da fazlası diyerek hard pornografi devreye sokuluyor.
Facebook’la tanıştık diyen genç kızlar birkaç ay içerisinde sarmaş dolaş, kucak kucağa pozlar verebiliyorlar. Bizim gibi orta kuşak tesettürlü üniversite mezunu kızlar için İslami kurallar vazgeçilmez derecede önemliydi. Dini nikah olmadan el ele tutuşmak bile söz konusu olamazdı. Eşimle Sağlık Ocağı’nda 15 gün birlikte çalışmış ve bir restoranda yemek yemiştik. Ailelerimiz tanışmış, yüzüklerimiz takılmış ama nikahımız kıyılmamıştı. O yıllara kadar sadece ders çalışmış olan iki genç hekim. Biz yetiştirilirken annem, “Kocalarımızı direkt isimleri ile çağırmak yanlıştır mutlaka yanına bir hitap eklemelisiniz.” diyerek yetiştirdiği için birbirimize doktor bey, doktor hanım diye hitap ederdik. Rahmetli babam düğün öncesinde dini nikaha çok karşıydı. Benden önce 3 kızını nişanlıları ile bir kez bile tek başına bırakmamıştı. Anneme birkaç kez, “Ne olur babamı ikna et, dini nikahımız kıyılsın tayinimiz çıkana kadar el ele tutuşamıyoruz, hastalardan başka hiçbir şey konuşamıyoruz.” Demiştim. Babam,  “Olmaz ateşle barut yan yana durmaz ben nikah kıydırmam!”  deyip duruyordu. En sonunda “Ya baba ne ateşi ne barutu kocaman doktor olmuşuz neyin ne olduğunu biliyorum bana 6 yıl başka şehirde güvendin, haberin olmadan bir şeyler yapsam ne olacaktı, nasıl olsa evleneceğiz, söz bir şey olmaz sadece el ele tutuşmak için nikah istiyorum” demiştim. Hatta annem ablamlara göre babamın karşısında böyle konuştuğum için bana kızmıştı. Babam beni çok sevdiği ve güvendiği için en sonunda dini nikahımızı kıydırdı. O yıllarda bana şöyle demişti. “Kızım sana başka şehirde güvendim. Çünkü sevdiğin, bağlı olduğun bir erkek yoktu. İslami kuralları da bildiğin için içim rahattı. Ancak şimdi nikahlı olursanız gevşeklik olur. Erkekler sahiplenir ve kontrollerini kaybedebilirler, nişanlanmak evlenmek demek değildir” derdi. Annem de sürekli, “Gelin binmiş deveye gör kısmeti nereye“ nişan tanıma evresidir, yanlış insansa ayrılmak daha kolay olur ama nikah mesuliyettir, vazgeçilmesi zordur.” diyerek düğün öncesi dini nikahı onaylamazdı.
Aradan tam 20 yıl geçti. 20 yıllık jinekolog hayatım döndü dolaştı rahmetli anne ve babamı haklı çıkardı. O yıllarda sevda, sadakat, güven çok önemliydi. Bir erkek evleneceği, emanet aldığı kıza zarar vermez, boynunu büktürmezdi. Bana gelen kızlarımızın dramları eşime duyduğum saygı ve sevgiyi her daim arttırmıştır. Günümüz erkeklerinin çoğu oldukça pervasız. Daha yüzük takılırken sarılıp, el ele tutuşmaya, yanak yanağa öpüşmeye başlıyorlar.
Bakirelik suni bir kavram oldu. Evleneceği erkek dışında hiçbir erkekle el ele tutuşmak dahil fiziksel temasta bulunmamış, masumiyetini muhafaza etmiş genç kızlar bakiredir.
Bakire dediğim zaman genital organlar sürtülerek, oral seks yaparak hymeni sağlam kalmış olan kızlardan söz etmiyorum. Ya da kızlık zarım sağlam kalsın ama anüsten birliktelik kurayım diyen kızlar da değil. Ya da erkek arkadaşı ile seks yaşayıp sonra kariyer sahibi, saygın bir erkek evlenme teklif ettiğinde hemen tamir yaptıran kızlar da bakire değil. Çin’den bakirelik zarı girmeye başlamış ülkemize. Evlenmeden önceki gece takılıyormuş ve evlendiğiniz erkek hiç anlamıyormuş suni bakire olduğunuzu. Nasıl bir nesne görmedim. Benim bildiğim jinekologların cerrahi tamir işlemi sadece… Görünüşte çok doğal bir yutturmaca.
Bakirelik kızlık zarının sağlam olmasının çok çok ötesinde bir şey… Masumiyet, sadakat, irade, nefs terbiyesi, prensip, dik duruş her ne derseniz deyin kadını gayrimeşru ilişkilerden koruyan önemli bir nimet… Geçmişe dönüp baktığınızda eşinize karşı vicdani olarak hiçbir gizliniz yok ve kalbiniz, ruhunuz çok rahat. Yüce Yaratıcı’nın huzurunda da alnınız ak, pırıl pırıl bir kadın olarak kalırsınız.
Erkekler bakireliğin önemini daha fazla kavramalı. Çünkü sadece sizin sevişinizi bilen ve size ilk ilişki ile bağlanan bir kadın kolay kolay başka bir erkek nasıl sever diye düşünmez ama farklı bir erkekle cinselliği yaşamış bir kız evlendiği erkeği beğenmeyecek kadar deneyim sahibi olmuş olabilir. Bir kez cinsel birliktelik kurmuş olup pişmanlık duymuş olan saf kalpliliğinden hata yapan kızlarımız da var. Bazısı olanı biteni evleneceği kişi ile paylaşır, içi rahat etmez bazısı da bir hekimle paylaşıp gizli bir çözüm arayışı içerisine girer.
Kaynak: Bakire Kızlar - Ünzile Girişgin

cinsel hayatın düşmanları (Sema Maraşlı)


Cinsel bilgi eksikliği: Cinsel bilgi eksikliği olan karı koca boş yere birbirini incitir.  Cinsellik kadında da erkekte de tamamen beyinle alakalıdır. Esas cinsel organ “BEYİN”dir Cinsellikle ilgili bilgisizlik, korku çekingenlik, bilinçaltındaki yanlış düşünceler cinselliği olumsuz etkiler.

Kişinin kendi bedenini tanımadığı için eşini doğru yönlendirmemesi, eşinin bedeni ile ilgili bilgi sahibi olmaması, eşinin de cinsellikte kendi gibi olduğunu zannetmesi ilişkiden keyif alınmasına engel olur.

Cinsellik erkek için erkekliği ispatlama, kadın için kadınlığını ispatlama gibi kaygılara düşülerek devam ettirilmeye çalışılırsa olumsuz etkilenir. Gerginlik ve kaygılar cinsel organlara yeterince kan gitmesine engel olur, o zaman gergin olan erkek de güç kaybı olur. Kadın rahat değilse isteksizlik görülür.  Bunlar geçici şeylerdir. Zihin rahatladığında karı koca birbirlerini zorlamadan sevgi dolu ilişkiye girdiklerinde her şey yoluna girer.

Boşalmaya Odaklanmak: Cinsel ilişkide iki taraf için de aslolan boşalmak değil orgazm olmak yani bedenin rahatlaması, tatmin olmaktır. Boşalmak saniyelerle biten basit bir zevktir. Orgazm ise bedenin ve nefsin rahatlaması tatmin duygusunu yaşamasıdır. Bunun için karı koca boşalmaya değil, birbirini sevmeye odaklanmalıdır. Birbirlerine ne kadar çok dokunurlarsa o da kadar iyi bir orgazm yaşarlar.

Kendinden memnun olmama, bedenini beğenmeme, sevmeme: Cinsel ilişkide tarafların ne kadar güzel bir vücudu olduğu değil, cinsel ilişkiyi ne kadar istediği ve ilişkiye katacağı enerji önemlidir. Son derece güzel bir kadın çok soğuk ve isteksiz olabilir fakat pek de güzel olmayan bir kadın son derece istekli olup güzel bir cinsellik yaşayabilir. Zayıf ya da kilolu olmak da pek önemli değildir. Kişinin cinsel isteği önemlidir. Cinsel organların boyu ebatı da önemli değildir. İlişkiye verilen emek sonucu etkiler.

Cinsel ilişkiyi keserek cezalandırmak: Bazı karı kocalar birbirlerine kızdıkları zaman cinsel ilişkiyi keserek eşini cezalandırmaya çalışır. Cinsel hayat hem hak hem sorumluluktur. Cinsel ilişkiyi kesmek, eş ile birlikte kendini de cezalandırmak olur. Zira karı koca birbirine dokunmadıkça araları iyice soğur birbirlerinden uzaklaşırlar.

Erken boşalma: Heyecan, güvensizlik ya da ergenlikte çok mastürbasyon yapılması neticesi erkeklerde erken boşalma problemi görülebilir. Erken boşalma probleminden kurtulmak isteyen erkek öncelikle bu problemden utanmamalıdır. Egzersizlerle geçecek basit bir psikolojik problemdir, erkeklikle alakası yoktur. Erkeklik kişinin enerjisi ile ilgilidir. Bu enerji de kendini ne kadar erkek hissettiği ve cinsiyetinden memnun olması ve kendine güven duyması ile alakalıdır.

Erken boşalma problemi için erkek iki ay gibi bir süre gün içerisinde sabah akşam erkekler için de olan KEĞEL EGZERSİZLERİ yaparak kaslarını kontrol etmeyi öğrenebilir.

Ayrıca ilişki sırasında boşalmaya yaklaştığını hissettiğinde derin bir nefes alıp kendini durdurmalı karısı ile ilgilenmeye devam etmelidir. Bu şekilde yavaş yavaş ilişki süresi uzar.

Acelecilik sabırsızlık: İyi bir cinsel ilişki için en az yirmi dakika ön hazırlık yapılmalı ve karı koca birbirinin bedenlerini sevmeli. Zira cinsel ilişki sırasında salgılanan hormonlar ancak yirmi dakika sonra üretilmeye başlar. Bu süre uzatılabilir. Yirmi dakika sonra ilişkiye geçilebilir. İlişkide de rutin ezberlenmiş hareketler değil, farklı ritmler yakalanırsa ve eşin neden hoşlandığına dikkat edilirse ilişki güzelleşir.

Karı koca arasında iletişim çatışmaları: Karı-koca arasında anlaşmazlıklar cinsel hayatı olumsuz etkiler. Erkek kendine güvenmediğinde, karısından korkup çekindiğinde testosteron hormonu düşer. Erkek ailenin reisi olup sorumlulukları üstlendiğinde karısından saygı gördüğünde testosteron hormonu yükselir.

Kadın da kocasından sevgi ve ilgi gördüğünde eşi ile birlikte olmayı  ister. Cinsel ilişkide karı-koca birbirlerini düşündükleri kadar birbirlerine zevk verebilirler. Aralarında iletişim çatışmaları olduğu zaman eş düşünülmeden yaşanan ilişki cinsel problemler ortaya çıkarır. Cinsel problemler de iletişimi iyice bozar. Karı-koca birbirine dokunmayı bıraktıkça birbirlerinden soğurlar.

ÇocukAile Cinsel Eğitim Dosyası /  www.cocukaile.net