14 Aralık 2017 Perşembe

İslamda Gerdek Gecesi ve Cinsel Bilgiler

İslamda gerdek gecesi ve cinsel bilgiler
Sual: Yakında evleneceğim. Evlilik, özellikle ilk gece hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP
Evlenmek isteyenler, eşlerinin dinimizin bildirdiği ahlâka sahip olmalarına önem vermelidir. Dış görünüşe aldanıp da yanlış karar vermekten sakınmalıdır. Çünkü evlilik hayatına başladıktan sonra, geri dönmek zordur ve kötü huylu kimsenin, bundan sonra düzeltilmesi de kolay değildir.
Aradığımız vasıfların çoğu karşı tarafta var ise, karar vermek için yeterli sayılabilir. Lüzumundan fazla ince eleyip sık dokuyan, kendine bir türlü aday beğenemeyen, kolay kolay evlenemez.
Müstakbel eşler birbirinde aradıkları vasıfları bulurlarsa, sonraki devreler için iyi bir başlangıç teşkil eder. Bulunması zaruri lazım olan vasıflar yoksa, (Ben seviyorum) diyen gençlerin, bu yolda şuursuzca hareketlerle ebeveynlerini üzmeleri çok yanlıştır. Ana-babalar da, aranan vasıflar var ise sebepsiz yere mesela maddi menfaatler yüzünden gençlerin evlenmesine mani olmamalıdır.
Aşırılıktan uzak durmak gerekir. Dört dörtlük bir talip bulmak zor, hatta imkansızdır. Unutmamalı ki, kusursuz dost arayan dostsuz kalır; noksansız eş arayan eşsiz kalır.
Gençlere tavsiyemiz, salih ana-babanın tavsiyelerine mutlaka uymalıdır! Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlatlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği firasetle bakar.
Yeni evliler için faydalı olabilecek aşağıdaki yazıları çeşitli kitaplardan derledik:
Lüzumlu (ilk) evlilik bilgileri
Nikahtan sonra, zifaf (gerdek) gecesi, evlilik hayatının en mühim bir dönemidir. Eşler mümkün mertebe temizliğe riayet etmelidir. Temiz ve güzel kıyafet, ilk gecede etkili olur. Zifaf odası tenha, emniyetli bir yerde olmalıdır. Damadın, evlilik tecrübesi olan, güvenilir bir sağdıçın tavsiyelerinden istifade etmesinde mahzur yoktur. Fakat, sağdıç olmasa da olur.
Damat şunu yapmayı ihmal etmemeli:
Resulullah efendimiz, Hazret-i Fatıma’yı Hazret-i Ali’ye tezvic ettiklerinde buyurdu ki:
(Ya Ali! Gelini kendi evine götürdüğün zaman, çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca, Allahü teâlâ senin evinden yetmiş türlü fakirliği dışarı çıkarır. Yetmiş türlü bereketi evine dahil eder. Yetmiş rahmeti sana nazil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin, delilikten ve diğer hastalıklardan emin olur.)
İlk gecede eşlerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar:
İlişki konusunda çok kimse bilgisizlikten bunalımlara düşmektedir. Bunun için önce cimanın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. İyi bilinmez ve yanlış yapılırsa huzursuzluk zamanla artarak ailenin yıkılmasına sebep olabilir. Bunun için bu mahrem bilgileri lüzumu kadar öğrenmek gerekir.
Her şeyden önce, eşler birbirine çok samimi, nazik ve yumuşak davranmalı, sevgi ve şefkatle yakınlaşmalıdır. Erkek, eşini gerdeğe psikolojik yönden iyice hazırlamalıdır. Ona cesaret vermeli; endişelerinin yersiz olduğunu, onu da rahat bir atmosferde konuşturarak izah etmeli. Eşini incitecek küçük davranış, hatta imadan sakınmalı. Eşinin, özellikle bu gecede sevgi ve şefkat görmeye, iltifat işitmeye çok ihtiyacı olduğunu bilmeli.
Erkek aceleci ve kaba olmamalı. "Artık evlendik, ona istediğim gibi sahip olurum" gibi bir düşünce son derece yanlıştır. Cima, sevgi oyunları sırasında meydana gelen bir olaydır. Temasa her iki tarafın da aktif şekilde katılması gerekir. Nitekim Resulullah efendimiz de bu hususa dikkat çekerek, erkeğin, eşinin haklarına da riayet etmesini istemiştir. Cinsi tatmin, kadının da hakkıdır.
Genç kız da eşinin heyecan ve sevgisini paylaşmalı, kendisini ona tabii ve fıtri bir şekilde, isteyerek teslim etmeli. Cimanın bir yaratılış vazifesi olduğunu düşünmeli, mana ve hikmetlerini hatırlamalı, sevgisine ve yaratılış özelliklerine güvenip, yersiz korku ve endişelerden sıyrılmalı.
Düğünün stresli ve gergin ortamından sonra eşler, uykusuz, yorgun düşebilir. Bu bakımdan cimaya çoğu zaman hazır olmazlar. Bu durumda, ilk cima tehir edilebilir. Bunun hiç mahzuru yoktur; aksine çok faydası olabilir.
İlk gece, eşler için en meraklı heyecanların yaşandığı andır. Yıllar yılı beklenen, hasretle gözetlenen, genç kız ve delikanlının rüyalarını süsleyen, sevinçli, tatlı ve heyecanlı bir zaman. Daha önce gayrı meşru hayat yaşayan bu duygudan mahrum kalır.
Damat, tebessüm ve nezaketle içeriye girmeli, geline selam vermeli ve onu tebrik etmeli. Moral verici sözlerle gelinin gönlü alınmalı, heyecanını yatıştırmaya çalışmalı. Gelin de ona güler yüzle karşılık vermeli, lüzumsuz somurtkanlık ve çekingenlik göstermemeli.
Bu gece, iki rekat nafile namaz kılıp dua edilir. Gelinin ayağı bir leğende yıkanır, odanın köşelerine serpilir. Bugünlere kavuşmanın şükrü ve gelecek günlerin saadeti için, Allahü teâlâya dua edilir. Bu arada, oturup, bir müddet sohbet etmeli. Böylece, fazla heyecan atılmaya çalışılır.
Her kız, bu ilk gecede, az-çok ürkeklik ve çekingenlik gösterir, utanır, sıkılır. İlk defa bir erkekle baş başa buluşmanın, ona açılmanın utancını hisseder. Bu hâli, gayet tabiidir, hoş karşılanmalı.
Erkek kızı hiç sıkmadan ve zorlamadan, samimi bir yakınlık göstermeli, ürkekliğini gidermeye çalışmalı. Kız konuşmaktan, ona açılmaktan çekinse bile, erkek samimi sohbet ve yakınlığı sabırla sürdürmeli, onun gönlüne yavaş yavaş girmeli. Kızın sessizce dinlemesi ve ara sıra hafif karşılık vermesi de kâfidir. Bütün mesele, öpüp okşayarak kızı cimaya hazır vaziyete getirmektir! İlk gecenin değişmez bir ölçü olmadığı unutulmamalı. İlk gece yalnızca bir başlangıçtır. İlk deneme başarısız olabilir, bu normal kabul edilmeli.
İnancı gereği kadından uzak kalan erkek, çoğu zaman kadını yakından gördüğünde veya dokunmasıyla hemen boşalabilir. Ümitsizliğe kapılmayıp, yarım saat kadar sonra ön hazırlıktan sonra, tekrar harekete geçilir. İkinci halde ilk heyecan geçip hemen boşalma olmayacağı için ön hazırlık daha rahat şekilde yapılabilir. Bu durum çok önemlidir. Bu durumu bilip kendilerini buna göre ayarlayan eşler rahat eder. Olduydu olmadıydı endişesine kapılmaz. Çünkü bu normal bir olaydır. Birkaç saat dinlenilebilir veya ertesi güne tehir edilebilir. Böyle bir durumda genç kız da durumu kabul etmeli, anlayışla karşılamalı.
Temas başarıyla sonuçlanınca, erkek mutluluk hislerini eşiyle paylaşmalı, ona teşekkürlerini sunmalı ve bütün bir hayat boyunca saadetlerinin devamı için dua etmelidir.
Zifaf gecesinde kızda ürkeklik ve çekingenlik görüldüğü zaman, erkek, ilk karşılaşmanın normal bir neticesi olan bu hâli hoş karşılamalı, lüzumsuz telaş ve sabırsızlık göstermemeli. İlk geceki kabalıktan doğacak ürkeklik, incinme ve tatsızlık, daha sonra uzun müddet silinmeyen etkisini gösterir. Bunun gibi, o gecenin sabır ve nezaketinin mükafatı da sonradan görülür.
İlk olarak bir erkekle buluşmak, yıllarca barındığı ailesinden ayrılıp, yeni bir aile hayatına girmek, bir kız için elbette çok önemli bir olaydır. O anda, erkeğin geniş şefkat ve sevgi kanatlarına ihtiyacı vardır. Bir kadın, kendisiyle buluştuğu ilk erkeği asla unutmaz. Eğer kadın ilk zifaf gecesinde tatlı heyecanlar yaşamışsa, sevgi, sabır, nezaket ve geniş bir anlayışla karşılaşmışsa, o erkeğe ömür boyu minnettar kalır. Bu ilk olay, kadın için unutulmaz bir hatıradır. Hatta o adam o kadını sonradan terk etse, hayal kırıklığına uğratsa bile, kalbindeki o esrarlı hatıra daima yaşar.
Gerdek gecesi
Erkeklik gösterisi sanılan, "kedinin bacağını ayırmak" gibi kabalık uygun değildir. Bilhassa bu gece, erkek de çok nazik olmalı!
"Bir kadın, on senedir kocasıyla garip bir şekilde yaşıyor Ancak ayda bir defa temasta bulunuyor ve bu temas esnasında da kadın tamamen soğuk davranıyor. Gerdek gecesi, kocası bu kadının kalbini kırmış. (Ne zayıfmışsın, hem de çirkinmişsin) demiş. Kadın bunu unutamamış. Kadını yaralayacak, zayıfsın, şişmansın, uzunsun, kısasın, yaşlısın gibi sözlerden uzak durmalı!
Ön hazırlık:
Gerdek gecesinde diğer önemli husus da, ön hazırlığın gelini ürkütecek ve gönlünü soğutacak bir vaziyette olmamasıdır. Bunun için bir de, soyunma sırasında dikkatli olmak gerekir. Bir kere damadın gelini kendi eliyle soymaya kalkması doğru değildir. Gelin ve damat, kendi kendine soyunmalı. Çırılçıplak soyunmak da uygun değildir. Ekseriya gelin, erkeğin karşısında ilk defa çıplak olarak görünmekten ve erkeği çıplak olarak görmekten dehşet ve sıkıntıya düşebilir.
Soyunma sırasında, utanma duygularının korunması için, bu işin de perdelenmesi gerekir. Bunun için ya lamba söndürülmeli veya az ışıklı gece lambası bulundurulmalı. Çıplak vücutla ortada görünmenin vereceği sıkıntıyı hesaba katmalı. Bu durum edebe de aykırıdır. Âişe validemiz, (Ben Resulullahın edep yerini görmediğim gibi, o da benim edep yerimi görmedi) buyuruyor. Müslüman da bu sünnete uymaya çalışmalı!
Bazı erkekler, zifaf gecesinde hem kendi vücutlarını teşhir eder, hem de kadını tamamen soyarak, kaba ve hoyratça davranışlarıyla, gelini sıkıntı içinde bırakırlar. Bu çok yanlıştır.
Soyunma olayında, ayakta büsbütün soyunmaya kalkışmamalı, yalnız üstteki kaba elbiseler çıkartılmalı, iç çamaşırları, yorgan altına girdikten sonra çıkarılmalı.
İlk temas:
Zifaf gecesinde sevgi oyunu önemlidir. Sevgi oyunu nâzikâne, erkeğin gelini heyecana getirme tekniği mükemmel olduğu zaman, kadın ne kadar utangaç olursa olsun, yavaş yavaş eşine itimadı çoğalmaya ve rahatlamaya başlar. Ondan sonra teslimiyet duygusu artar, çekingenlik yerine arzu doğmaya başlar. Birçok gelini inciten ve ürküten şey, eşlerinin bu gece kaba ve anlayışsız davranmalarıdır. Henüz mahcubiyet içinde bulunan bir gelini, evlilik hayatına yavaş yavaş alıştırmalı. Damat, gelinde arzu uyandırma yollarını aramalı, utangaçlık hislerinden kurtulmasına yardımcı olmalı. Normal bir kadın, belki kocasının arzusunu tahrik etmek için önce çekingen davranır. Aslında o, fethedilmekten hoşlanır. Fakat mukavemetin kaba bir şekilde kırılma teşebbüsünü asla hoş görmez. Bunun için damat, nezâket, sabır ve incelik hususlarını asla gözden uzak tutmamalı. Gelin de, hayatının belki en heyecanlı anlarını yaşayan eşinin başarısını baltalayacak davranışlardan, mümkün olduğu kadar kaçınmalı.
Bekâretin izâlesi:
Normal vasıfları taşıyan kız ve erkek için, bunun bir zorluğu olmaz. Yapılacak iş; sevgi oyunlarıyla temas ortamı hazırlanır, gelin o safhaya geldikten sonra, yani ilişkiyi kolaylaştırıcı kaygan sıvı gelince, üstten aşağı hafif kuvvette bir tazyikle zifaf ilişkisini tamamlanır. Kız uyarılamaz, kaygan sıvı gelmezse, bir merhem kullanılmalı. Cinsiyet organlarına bir miktar vazelin sürmek bu işi kolaylaştırır. Kızlık zarının yırtılmasında, kanama ve acının hafifletilmesi için eşlerin yatakta alacakları pozisyon önemlidir. Bunun için, genç kız bacakları ayrık ve dizleri bükülmüş vaziyette sırt üstü yatmalı; erkek diz ve dirseklerinin desteğini kullanarak, cinsiyet uzvunu eşinin döl yoluna üst taraftan ve üst kenarı boyunca, aşağı doğru kaydırarak koymalıdır. Burada cinsiyet organının hazneye girişinde, eşinin hazne ağzının tabii açıklığı yardımcı olur. Bu esnada zar gerilir ve yapılan basınçla, umumiyetle iki yerden ve arkaya doğru yırtılır. İşte, sözü geçen hafif ağrı bu anda, zarın direnci ile erkeğin cinsi uzvunun yapacağı güçlü tazyik karşı karşıya geldiğinde duyulur. Böyle bir durumda genç kızın kalçalarını küçük bir hareketle kasarak eşine yardımcı olması iyi olur. Aslında temas öncesinde, genç kızın cinsi bakımdan başarılı bir şekilde uyarılması, temasın her iki taraf için de kolayca tahakkukuna yeterlidir. Cinsi tatmine erişen genç kızın ve erkeğin cinsi organlarında, girişi kolaylaştıracak kaygan sıvılar ifraz edilir.
Vazelin kullanmak birleşmeyi kolaylaştırır. Ama asıl çözüm, temas öncesi hazırlığın ideal şekilde yapılmasıdır. Kadın, okşama ve sevişme ile hazır vaziyete gelmiş olmalı! Bu olursa, başka bir tedbire ihtiyaç duyulmaz.
Tahriş, acıma gibi hallerde, sonraki temaslar için 1-2 gün ara vermek iyi olur. Ama bu da şart değildir. Karşılıklı istek varsa, ertesi gün veya birkaç saat sonra temas yapılabilir. Aşırı istek acıyı hissettirmez. Zarın yırtılmasıyla gelen kan durmazsa telaşa mahal yoktur. Genç kız sırt üstü vaziyette dizlerini kaldırıp bacaklarını kasarak bitiştirirse, kanama çoğu zaman kendiliğinden durur. Nadiren de olsa durmayıp aktığı da görülür.
Gerçekten de cinsi temasa her iki tarafın da ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmış olmaları, erkeğin eşini başarılı bir şekilde uyarması ve her ikisinin de cinsi heyecan bakımından tatminkâr bir seviyeye çıkmaları hâlinde neredeyse hiç acı duyulmaz. Aşırı heyecan, aşırı zevk ağrı hissini ortadan kaldırır. Savaşta ve kavgada yaralanma, neden sonra kan görülmesi ile anlaşılır. Bu arada, eşlerin birbirine yardımcı olması, bilhassa erkeğin çok sabırlı, anlayışlı ve şefkatli olması gerekir.
Zifaf gecesinde acı duymak korkusu, yabancı bir erkekle en mahrem buluşmanın verdiği utanma hissi ve kızlıktan kadınlığa geçiş gibi, çok önemli bir dönüm noktasında bulunuşu dolayısıyla, kadının göstereceği çekingenliği anlayışla karşılamalı.
Onu samimiyetle kendisine alıştırdıktan ve ürkeklik hislerini teskin ettikten sonra, nâzik ve yumuşak bir surette birleşmelerini temin etmek, erkeğin vazifesidir. Netice olarak; zifaf gecesinin ilk teması ve sonrasında, dikkatli, sabırlı ve ihtiyatlı olmalı. Bu hususlara dikkat edilmezse, cinsi temastan kadın, zevk yerine acı ve ıstırap duyabilir. İlk zifaf ilişkisinde, arzulanan cinsi zevkin bulunamaması tabiidir.
Zifaf engelleri:
Zifaf gecesi, ciddi bir engelle karşılaşıldığı zaman, ilişkinin daha sonraki gecelere tehir edilmesi gerekir. Mesela kızın hayız hâli devam ediyorsa, beklemeyi tercih zarureti vardır. Esasen gerdek gecesinin, kızın hayızdan temizlendiği zamana getirilmesi gerekir. Zifaf ilişkisinin de, illâ ilk gecede tamamlanmış olması gerekmez. Sabır ve anlayışla hareket edilirse, sonraki gecelerde güçlük ve engeller ortadan kalkar.
Bazı erkekler, bu gece kapıldıkları aşırı heyecan sebebiyle, geçici iktidarsızlığa düşebilirler. Gerdek gecesi böyle bir olayla karşılaşılırsa, teşebbüsü birkaç saat geciktirmek veya sonraki gecelere bırakmak gerekir. Çünkü bu durum geçici bir başarısızlıktır; bir müddet sonra heyecan ve engellerin çözülmesiyle geçer. Duruma göre birkaç saat veya birkaç gece sürebilir.
Zifaf engellerinin başlıcaları:
Kızın aşırı ürkekliği:
Bu durum, birçok kızların öteden beri sahip olduğu zifafın çok sıkıntılı geçeceği gibi bazı yanlış kanaatten dolayı olabileceği gibi, o gece erkeğin kaba bir "erkeklik" gösterisiyle, sabırsız, nezâketsiz ve hoyrat davranışlarından da ileri gelebilir.
Erkeğin endişesi:
Bazı erkeklerin, zifafta başarısız kalma endişesinin içlerinde yer etmesi, bu duygular içinde telaş ve heyecan göstermesi; ayrıca temas esnasında "erken boşalma" hâliyle karşılaşmaları, geçici bir başarısızlık sebebi olabilir.
Çeşitli etkiler:
Birçok yerlerde görülen zifaf neticesini bekleme âdetlerinin, erkek üzerindeki psikolojik baskısı, zifaf mekanının elverişsiz, gürültülü ve görüntülü bir yerde oluşu, o anda kadında beklenmedik tatsız bir hâlin görülmesi, o kadına karşı duyulan sevgi, şefkat ve hürmet duygularının aşırı dereceye varması, geçici iktidarsızlık sebeplerine dahildir. İşte bu gibi hallerle gerdekte cinsi başarısızlığa uğrayan, bunun geçici olduğunu idrak edip, ilişkisini daha sonraki gecelere ertelemelidir.
Zifaf âdetleri:
Her memleketin, çeşitli ve farklı özelliklerde evlenme ve zifaf âdetleri vardır. Ekserisi anormal ve lüzumsuzdur. Dinimize aykırıdır.
Zifaf gecesinde, gelin ve güveyin yakınları tarafından dışarıda nöbet tutulması veya sabahleyin çarşaf kontrolü tuhaf ve kaba bir âdettir. Bazılarında ise, neticeyi ilan cinsinden silah atma, belli bir işaret ve alamet gösterme gibi farklı usuller vardır. Bunun doğuracağı zararlardan bazıları şöyledir:
1- Gerdeğe giren eşler, o akşam heyecanlı olur. Erkek, bir kontrol durumuyla karşılaştığı zaman daha da endişe duyacak, belki bu sebeple o gece iktidarsızlık gösterebilir.
2- O gece kapı bekleyenler, ilişkinin vaki olmadığını anladıkları zaman, hem damadın maneviyatı kırılır, hem de yanlış bir kanaatin dedikodusu yapılır. Böyle bir baskı ve kontrol altındaki ilişkiden, beklenen netice alınamayınca, gelin-damat ve diğer akrabalar arasında, üzücü ve kırıcı olaylar ve kavgalar meydana gelebilir.
3- Zifafta bekâret işareti açıkça görülmeyen bazı kızlar da vardır. Bu görülmeyince yanlış hüküm verebilirler. Böylece evliliğin başında, günahsız bir kızın, "iffetsiz" olarak ilan edilmesine sebep olurlar. Bu da namuslu bir kız için, gerçekten çok çirkin bir suçlamadır.
4- Eşler arasındaki mahrem sırlar, çevreye yayılmış olur. Dilden dile dolaşırken herkes bir şey ilave eder. Yanlış dedikodulara sebebiyet verir.
5- Zifaf gecesinin mahremiyeti, gelin-güvey arasında kalmalı. Şayet gerdek sonrası, ciddi şüpheler hasıl olup da, erkek müşkül durumda kalırsa, kimseye ifşa edilmeden, bu meselede tecrübesi olan ebeye veya kadın doktoruna gidip, gizlice öğrenebilir.
Bekâret özellikleri:
Bâkire kızın zifaf gecesinde, yanlışlıkla haksız bir muameleye uğramamasına dikkat etmelidir. Bazı kızların zifafında -kızlık zarının özelliğinden dolayı- yırtılma olmaz, bekâret işareti açıkça görülmez. Bu incelik bilinmezse, yanlışlıkla töhmet ve hataya düşülebilir. Böyle bir duruma meydan verilmemelidir. Bekâret hususunda kuvvetli şüphe hasıl olup da, iffetsizlikle itham durumu ortaya çıkarsa, kadın doktoruna başvurulabilir.
Sayıları, % 5 gibi az da olsa, bazı kızların ilk cinsi temasında, bekâretlerinde bir değişiklik olmadığı bilinmektedir. Bunlar daha çok "halkalı, hilâlli" kızlık hâllerinde olur. Bunlardan bir kısmı, ilk doğuma kadar bâkire kalabilir. Tabii ki bu özelliklere sahip olup da zifaf hâlinde zedelenme olmayan kızlıklardan, genelde beklenen kan işareti de görülmez. İşte böyle bir durumda, bu işin inceliğini bilmeyen ve "bâkire" bir kızla evlendiği inancıyla zifafa giren bir erkek, burada beklediği işareti göremeyince, telaş ve endişeye kapılabilir. Ortada kesin deliller olmadan, namuslu bir kadını "fâhişe" olarak itham etmek de, büyük günahtır. Bütün bunlar hesaba katılınca, mutlak bir işaret görülmedi diye ortalığı karıştırmak da, gerçekten lüzumsuz ve mesuliyetli bir durumdur.
Ne var ki, zifafta eşini bâkire olarak bekleyen bir adam da, aradığını bulamayınca, en azından vicdanen şüpheli ve huzursuz olacaktır. Bunun sıkıntısından kurtulmak için: Ya yukarıdaki ihtimalleri düşünerek hüsnü zan etmek ve bir mesele çıkartmamak; yahut şüphe ve sıkıntıyı atmak için, gelin-damat arasında, özel bir kontrol ve anlaşmayla, mâkul ölçülerde neticeyi tatlıya bağlamak; veya lüzum görülürse, bir hekime gösterip işin mahiyetini öğrenip gereğini yapmak gerekir.
Hassas bölgeler:
Öpüşme; hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazma varmada önemli bir rol oynar. Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir. Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır. Bu bakımdan, eşler sevişme ve birleşme sırasında yapacakları hareketlere çok dikkat etmeli, ilişkiyi bir işkenceye çevirmemelidir.
Esas itibariyle, kadın vücudu duyarlı ve cinsel uyarılmaya açıktır, bu açıdan, kadın vücudunun hemen her noktası, aynı zamanda bir haz noktasıdır. Ancak, cinsel zevk açısından bazı bölgeler daha gelişmiştir. Bunların başında "klitoris" gelir. Bu, kadınlık organının üst tarafında bulunan bir çıkıntıdır. Bu organ, erkeğin penisi gibi bir yapıya sahiptir ve cinsel uyarma sonucu kabarır. Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için, klitorisi sürekli uyarmak, üzerine baskı uygulamak yanlıştır ve bu zevkten çok acı verebilir. Klitorisi, hafifçe okşamalıdır!
Cinsel organ dışındaki haz ve uyarı bölgelerinin başında, göğüsler gelir. Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.
Kadın vücudunun geri kalan hemen tüm bölümleri de, kadından kadına değişen bir biçimde, yüksek duyarlığa sahip olabilir. Bunlar, bacak araları, göbek yuvarlağı, kulaklar, boyun, ense, sırt.
İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir. Ama bu okşamaya da, belirtilen en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir.
Oral seks denilen, erkeklik uzvunu kadının ağzına alması, dini açıdan çok çirkin ve günah olduğu gibi sağlık açısından o derece tehlikelidir. Yapılan araştırmalarda, aids hastalığının bu yolla da bulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca erkeğin kadının organını öpmesi yalaması da aynı derecede tehlikeli, çirkin ve günah bir harekettir.
İlişki safhası:
Eşlerin ihtiyacına göre uzunca veya kısaca yapılan başlangıç oyunlarından sonra, şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadında birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar. Kadın, cinsi his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrik edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.
Temas safhasında en önemli mesele, erkeğin acele etmemesidir. Sabırla idare etmesini bilmek, erkeğe düşen önemli bir vazifedir. Eğer erkek, kadının hâlini düşünmeden sadece kendi zevki için davranırsa, bir-iki dakika içinde zevkin sonuna geliverir. Bu durum ise, kadını yarı yolda terk edip, sıkıntı içinde bırakır. O halde erkek, ihtiyatlı tavırlarıyla, "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalı.
Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer. Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak "birleşme" durumuna geçmeli. Sevgi oyunları sonucu uyarılmış bir durumda olan kadın, zevk içinde olduğu kadar, "şefkat" ihtiyacı da içindedir. Bu bakımdan, erkek hangi pozisyona geçecekse, bu arada hassas yerleri öpmeyi ve vücudunun çeşitli yerlerini okşamayı ihmal etmemelidir. Birleşme sırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, yavaş yavaş yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu sonra yavaş yavaş artırmalıdır.
Kadının orgazm hâline gelmesi, erkeğe nispetle daha geç ve yavaş olduğundan, başlangıçta gerekli tahrik oyunlarıyla bu zamanı hızlandırmak ve kısaltmak gerekir. Erkekle beraber kadının da tatmini için, orgazm devresinin hemen hemen aynı anda -veya erkekten önce- olması gerekir. Bu da hazırlanış safhasının iyi tanzimine, devamının sabırla idare edilmesine bağlıdır. Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, 15-20 dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir.

Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmal ederler. Kadın ise bu andan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bunu ihmal etmemelidir. Onun cinsi yakınlıktaki hissesinin önemli bir kısmı da, sonundaki muamelenin güzelce neticelenmesine bağlıdır. Öyleyse erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir. Son safhadaki bu arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış ve okşayış da kâfi gelebilir. Önemli olan, boşalmadan sonra hemen çekilmeyip, az da olsa bir ilgi gösterilmelidir!
Eşlerin tatmini
Cinsi yakınlıkta erkeğin tatmin olmasında zorluk olmaz. Fakat kadınların çoğu tatmin edilmemiş, doyuma ulaşamamış durumda kalırlar.
Gerçekte erkeğin cinsi başarısı ve eşini tatmin için, fazla güçlü olmasına ihtiyacı yoktur. Erkeklik organının küçük olmasının da rolü yoktur. Biraz cinsi teknik ve normal erkeklik vasfını taşıyan, ilişkilerde gerekli faaliyet gücünü kendinde bulan her erkek, bunu başarabilir. Kadının zevk bölgesi yüzeye çok yakın olduğu için erkeklik organı normalden küçük bile olsa, cinsi tatmine engel değildir.
Evlilik hayatında pek az tatmin olabilen, hatta hiç olmayan kadınlar da vardır. Sık sık tatminsiz bırakılırsa ve bilhassa iyice duygulanma safhasında temas kesilirse, kadının huzurunu kaçırır. Bu da, evlilik saadetine zarar verir. Cinsi tatminsizliğe maruz kalan kadın, sinir gerginliğinin verdiği ıstırapla, çok zaman uykusuz kalır. Gittikçe erkeğiyle ilişkiden çekinmeye başlar; ona olan sevgi ve itimadı sarsılır. Neticede sıkıntı, sinir bozukluğuna yol açar. Bu durum devam ederse, evlilik hayatı tadını kaybeder. Erkeklerin pek çoğu, bu noktada gaflete düşer. Erkekleriyle geçinemeyen kadınların yüzde doksanı da, cinsi tatmini bulamayan kadınlardır.
İlişkide kadının boşalması ve tatmini
Sık nefes, mahrem bölgede hafiften kasılmalar ve gevşeyip rahatlama gibi hâllerden belli olur. Bunlar sezilmiyorsa, onun tatmin olmadığı bilinmelidir. Kadındaki bu hâlin en önemli sebebi erkeğin sabırsızlık ve dikkatsizliğidir. En önemli çaresi de, erkeğin ilişki tekniğini gerektiği kadar bilmesi ve dikkat etmesidir. Bu iş, evlilik hayatında zamanla kazanılan tecrübelerle gelişir. İlk safhada mükemmellik beklenmez.
Orgazm olayı
En başta gelen problem budur. Bunu beceremeyen istenilen neticeye varamaz. Bunun için, damdan düşer gibi yapılan bir temas, kadın için büyük hayal kırıklığı ve tatminsizlik demektir.
Birleşmede orgazma ulaşan kadın sayısı oranı hayli düşüktür. Ömründe orgazm olmamış kadın sayısı da az değildir. Orgazma ulaşamamanın sebebi, ekseriyetle, psikolojik gerginliktir.
Cinsi temasın başarısında psikolojik yakınlık ve hazırlığın yanı sıra, uygun yer ve zamanın da büyük önemi vardır. Kaba olmadan, tatlı bir şekilde yapılan tembihler mutlaka tesirli olur. Sabır, güven, anlayış, sevgi, şefkat. Bunlar uzun ömürlü ve mutlu bir evliliğin önde gelen şartlarındandır.
Bu arada sık sık boşalma noktasına gelebilir. Böyle durumlarda, kendisi hareketi durdurur, eşinin de durmasını, hareket etmemesini söyler ve eşi de ona yardımcı olursa, erken boşalmayı önlemek mümkün olabilir. Sakinleştikten sonra, tekrar devam ederler. Sakinleşmenin, boşalmayı geciktirmenin başka bir yolu da, zihni başka yönlere kaydırmaktır. O anda hanımı ile beraber değil de, başka yerde, başka işlerle ilgilenmeli, zihnini dağıtmaya çalışmalı. Mesela, yarın yapacağı işleri düşünür. Geçmişteki hoşlanmadığı olayları hatırlarsa orgazm gecikebilir.
Önce uyarma, sonra gerilimi sona erdirme safhalarından meydana gelen bu metotta, birbirini takip eden tembih ve durma seansları sırasında, erkek boşalmaksızın cinsi heyecanın en üst mertebesine çıkmayı öğrenebilir. Bunu geciktirmek, tecrübeyle zamanla öğrenilir. Bu süre ne kadar uzun sürerse, o kadar iyi netice alınmış olur, o kadar faydalı olur. Bu esnada erkek boşalsa bile bu geciktirmeden dolayı organının sertliliği hemen kaybolmaz. Dolayısıyla kadın orgazm olamamış ise bu sırada o da orgazm olmuş, rahatlamış olur. Kısacası erkek kendine her ne metotla olursa olsun hakim olup, boşalmayı istediği zaman, kadının durumuna göre ayarlaması gerekir. Erkek sabırlı davranıp, eşinin hassas bölgelerini tahrik ederek, onun da cinsi tatmine erişmesi için gayret gösterirse, zamanla kendi orgazmını geciktirmeyi öğrenebilir. İradesine hakim olarak, gerekli ayarlamayı yapabilir. Genellikle penisin hazneye girmesi ile 2-3 dakika içinde boşalabilir. Buna meydan vermemek için, erkeğin iradesine hakim olarak penisi dışarı çekmesi veya hareketsiz durması gerekir. Bu esnada 10-30 saniye kadar derin derin nefes almalıdır. Yarım dakikalık bir duraklama, genellikle boşalma isteğini geriletir. Bu hususta bir başka tavsiye, sıkma metodudur. "Tehlikeli" an gelmeden önce, penisin dibi, yani torbaların altı ile makat arasındaki perine bölgesi sıkılır. İşaret ve orta parmak kullanılarak yapılacak bu tazyik, boşalmayı geciktirici bir tesir yapar. Şu da unutulmamalıdır ki, kadının mutlaka orgazm olmasını beklemek de yanlıştır. Belirtilen şartlarda yapılan bir birleşmede kadın rahatlar. Zaten her defasında kadının orgazm olması da çok zordur. Her defasında orgazm olması kadını yıpratır. Bunun için kadın, zaten her beraberlikte bunu beklemez. Psikologlar mutlaka orgazm demenin yanlış olduğunu belirtmektedir. Orgazm önemli olmakla beraber dikkati devamlı orgazm üzerine çekmek de yanlış olur. Bu konudaki zorlama cinsi beraberliğe olumsuz etki edebilir.
Kısacası cinsel birleşme eşittir orgazm demek değildir. Orgazmda önemli olan bunun önemini bilip kadını bundan mahrum etmemektir.
Pozisyonlar
Evlilik hayatı boyunca cinsi münasebetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebep olabilir. Bunun için, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülebilir. Bunun da dinen bir mahzuru yoktur. Cinsi temasta en uygun pozisyon, kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır
Ay hâlinde iken
Ay hâllerinde, erkekle bir araya gelmemelidir. Büyük günahlardandır. Ay hâlinde, kadının tenâsül yolları kanla dolgun, rahmin damarlarının ağzı açık, az çok bereli bir hâldedir. En titiz ve temiz olanlarda bile, bu yollarda sinsi bekleyen milyonlarca mikroplar vardır. Ay hâllerinde bunlar hemen süratle ürer, çoğalır, kuvvetlenir; fırsat kollar ve en ufak bir sebeple hemen bereli bulunan tenâsül uzuvlarını, rahim ve yumurtalıkları sarar. Bu ara vuku bulan cinsi yakınlık, mikropların her yana yayılmasına sebep olur. Bu hâl kadını hasta eder. Devamlı olursa fazla kan boşanmalarına, bel ve kasık ağrılarına, ciddi birçok kadın rahatsızlıklarına sebep olur. Sonra, âdet kanının kendine mahsus ağır bir kokusu vardır. Bu koku, pek temiz kadınların bile ter ve tenini kaplar. Bu kokudan kadın kendisi bile tiksinir. Bu sırada vuku bulan cinsi yakınlıkta, bu ağır koku erkeği de tiksindirir. Kadın bunları bilerek, temizliğe bu zamanda daha çok dikkat etmeli ve eş oynaşından hep uzak kalmalı, yakınlıkta bulunmamalıdır. Ay hâlinde ilişki haramdır, büyük günahtır.
Lohusa iken de, yakınlıkta bulunmaktan sakınmalıdır. Bu da haramdır. Zira doğum esnasında tenâsül uzuvları, bilhassa rahim, hazne berelenir, çok defa yırtıklar husule gelir. Bu sırada kadınla yakınlıkta bulunmak, kadını pek fena örseler. Mikropların hemen faaliyete geçmesi birçok önemli kadın hastalıklarının meydana gelmesine sebep olur. Onun için rahim ufalmadan, kadının tenâsül uzuvları tabiî hâlini almadan kadına yanaşmamalıdır.
Gebeliğin son üç haftasında ilişki kadın için zararlı olabilir. Fakat dinen günah değildir.
Tekrarlama zamanı
İlişkiyi tekrarlama zamanı ve miktarı şartlara göre değişik olur. Bundaki genel ölçü şudur: Kendiliğinden uyanan ve sonunda yorgunluk vermeyen, insana ferahlık ve zindelik kazandıran ilişkiler, tabii ölçüde demektir.
Hâli ve yaşı müsait kimseler için bunun muayyen bir sınırı olmamakla beraber, aradan 4-5 gün geçmeden tekrar edilmemesi yerinde olur. Çünkü erkek, boşalttığı cinsi enerjiyi, ancak bu müddet zarfında kâfi miktar doldurur. İlişkilerin, evli eşler için kırk yaşına kadar, ortalama haftada iki defası normal sayılırken, kırkından sonra haftada bir, ellisinden sonra iki haftada bir, altmıştan sonra ayda bir olması tabii ölçüde sayılmaktadır. Ancak bunlar kesin ölçüler değildir; her insanın hâl ve şartlarına göre değişiklik gösterir. Kadın haklı olarak, cazip hâlleriyle erkeğine karşı cinsi arzusunu hissettirince, erkeğin onu ihmâl etmeden, yakınlıkta bulunması gerekir.
Cinsi ilişkilerin fazla olması, erkeği sıkıntıya sokar. Yorgunluk, hâlsizlik ve dermansızlık yapar. Hele pek genç yaşlardan itibaren bu yoldaki aşırı faaliyetlerle yıllarca israfta bulunanlar, zamanla cinsi kudretlerini kaybedebilirler. Fazlası iyi olmadığı gibi, lüzumsuz cinsi perhiz de iyi değildir. İlişkinin fazlası bedene zarar verir, azı da ruha zarar verir, insanın psikolojisini bozar.
Erken boşalma
Gerçekten bir sıkıntı kaynağıdır. Erkeklerin yarıdan çoğu, erken boşalmadan şikayetçidir. Bu hâlin devam edip gitmesi kadın hakkında tatminsizlik ve huzursuzluk doğurur. Erken boşalmanın başlıca sebepleri; acelecilik, yanlış teknik ve heyecandır.
Acelecilik
Normal olarak erkeklerde cinsi boşalma, kadından daha hızlıdır ve birkaç dakikada gerçekleşir. Bazı kadınların orgazmı da kısa zamanda gerçekleşmekle beraber, çoğunda 5-10 dakikalık zamanı alır. Eğer erkek bu noktada acele davranıp, 1-2 dakika içinde orgazm olup ilişkiyi bitirirse, kadın, henüz arzulanan zevk seviyesine yaklaşmadığı için sıkıntı olur. Bu vaziyetten kurtulmak için, erkeğin ağır davranması zaruridir. İlk temas başladığı an, bir müddet bekleyip nefes alınır. Sonraki kısımda ise, ihtiyatlı hareketler ve yer yer duraklamalarla kendini emniyete alarak, boşalmanın geciktirilmesine çalışılır.
Yanlış teknik
İlişkinin başında gerekli olan heyecanlandırma oyunları ihmâl edilirse, normal olarak kadının orgazmı gecikeceğinden, erkek elbette ki ondan önce boşalma durumuna gelecektir. Bunun için başlangıç oyunlarını gerektiği ölçüde yerine getirmek suretiyle, aradaki mesafeyi kapatmak mümkündür.
Ayrıca erkekte idrar sıkıntısı varken temasa geçmek de, erken boşalmaya sebep olur. O hâlde ilişkiden önce abdest bozmak ve avret yerlerini soğuk suyla yıkamak da, boşalmanın geciktirilmesinde yardımcı olur. Bir de kendini arada bir sıkmak suretiyle, orgazmın hızlanması önlenebilir.
Heyecan
Lüzumsuz telaş ve heyecan, erken boşalmayı kamçılar. Bu hâl, daha ziyade zifaf gecesinde ve ilk temaslarda görülür. Merak ve heyecandan itidâlini koruyamayan erkek, erken boşalmayla o anda bir başarısızlığa düşebilir. Fakat bundan telaşlanmaya hâcet yoktur. Zifaf bahsinde belirtildiği gibi, bu olay o an için olağandır ve daha sonra normal dengesini bulacaktır. İlişkiden uzunca bir zaman uzak kalan eşler de, erken boşalmaya daha müsait duruma gelirler. Bu yüzden erken boşalma engeline takılan erkek, bir müddet sonra ikinci bir teşebbüsle de noksanını tamamlayabilir. Boşalmadan sonra bedenleri ayırmadan, bir süre daha bekleşmek de kâfi gelebilir.
Bu ölçüler içinde sabır alışkanlığına devam edilirse, ilişkileri 20-30 dakikaya kadar uzatmak ve birkaç ay içinde erken boşalma sıkıntısından kurtulmak mümkündür.
İktidarsızlık
Esas itibariyle, yaşı geçkin olmayan erkeklerin ereksiyon, yani organın sertleşme zorluğu çekmeleridir. Bunun bir biçimi de, ereksiyona geçme, ancak ilişkinin ortasında penisin yumuşamasıdır. Bu bozukluğun bazen penise kan iletimini düzenleyen prostat bezinden kaynaklanan fizyolojik bir temeli vardır. Ancak çoğunlukla nedeni fizyolojik değil, psikolojiktir. Bunun ölçüsü de, erkeğin, her sağlıklı erkekte görülen "sabah erken ereksiyonunda” bulunup bulunmadığıdır. Bulunabiliyorsa, iktidarsızlığın sebebi fizyolojik değil psikolojiktir.
Başta kendine güvensizlik, suçluluk duygusu, eşinden bıkma gibi sebeplerle gelen, ancak çok çeşitli sebeplerin yol açabileceği iktidarsızlığın önemli bir kaynağı da alkol ve sigaradır. Öte yandan, yaşı ilerledikçe, erkeklerin penislerinin hem dikelme açısı hem de ereksiyonda bulunabilme süresi, penisi sertleştiren damarların deformasyonu sonucu azalır.
Erken boşalma aslında fizyolojik bir bozukluk değildir ve birçok durumda, erkek ile kadın arasındaki orgazm süresinin farkından kaynaklanan bir olgudur. Erken boşalan erkek, genellikle çok çabuk uyarılabilen ve çok hızlı bir ereksiyona sahiptir. Aşırı heyecan sonucu, daha soyunmaya bile fırsat bulamadan boşalan erkekler görülmüştür. Ancak, sahici bir bozukluk olmadığından, eşlerinin de anlayış göstermesiyle erken boşalan erkekler kendi kendilerini eğitebilirler. Burada önemli olan, aşırı uyarıcı durumlardan kaçınmak, sakin olmaya çalışmak ve cinsel birleşmeyi mümkün olduğu kadar yavaş yavaş hareketlerle gerçekleştirmektir.
Cinsi istekte tutukluk, penisin sertleşmemesi veya sertleşmenin kısa sürmesi, normal bir cinsi temas devam ederken isteğin aniden kaybolması gibi iktidarsızlık hallerinin çoğu, psikolojik sebeplere dayanır. Bunun altında çoğunlukla başaramama korkusu ve yanlış saplantılar yatar. Sağlıklı ve yeterli bir cinsi eğitim alınamayışından da kaynaklanan bu korku, genç yastaki erkeklerde geçici iktidarsızlıklara meydan verebilir. Nitekim sinirli, heyecanlı, hassas ve evhamlı şahıslarda iktidarsızlık çok görülür. Bu gibi erkekler bir defa başarısız olduktan sonra, korkuları ve heyecanları iyice artar. Hatta aşağılık kompleksine bile kapılabilirler. Çünkü her ilişkide hormonlar yeniden faaliyete geçirildiğinden, evlilik hayatında belirli ve düzenli aralıklarla devam ettirilen cinsi hayat, cinsi iktidarın da uzun ömürlü olmasını sağlar.
Cinsi gücü arttırmaya dönük ilaçların tesiri bir yere kadardır. Bu gibi ilaçlar da rast gele kullanılmamalıdır.
İktidarsızlık sebepleri:
1- Uzun müddet, aşırı derecede ilişkide bulunmanın sebep olduğu fazla israf.
2- Sinir yollarını tahrip eden ve vücudu eriten bazı yıpratıcı hastalıklar.
3- İlmi meseleler üzerinde, fazla çalışma sonucu hasıl olan yorgunluğa bağlı geçici arıza.
4- Gebeliğe mani olmak için, bazı erkekler tarafından kullanılan prezervatif.
5- Tiksinmekten doğan nefret, hissi veya aşırı sevgi ve şefkat hâlinde beliren hürmet duygusu.
6- Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan şiddetli korku ve endişeler.
7- Fazla duygulanma ve sinirlenmelere bağlı heyecan ve asabiyet.
8- Yaşlanmaktan dolayı ortaya çıkan tabii iktidarsızlık.
9- Âşık olmaktan ileri gelen duygu veya tatsız hatıralar.
10- Gıdasızlık, vücut yorgunluğu.
11- Alkollü içkiler, keyif verici ve uyuşturucu maddeler.
12- Büyü.
İktidarsızlık arızaları ekseriyetle geçicidir ve hemen hemen hepsinin de çaresi vardır. Doğru teşhis konduktan sonra, tedavisi zor değildir.
Bedeni tedavi
Bedeni arızalar içindir. Kuvvetli gıda, muntazam uyku ve istirahat, bir müddet cinsi yakınlıktan uzak kalmak, temiz hava seyahatleri, ılık su, deniz ve kaplıca banyoları. Ayrıca cinsi arzuyu arttıran kuvvet macunları ve faydalı ilaçlar da vardır. Fakat ilaçlar son çaredir; mecbur kalmadıkça başvurmamalı, daha ziyade tabii gıda almalı!
Ruhi tedavi
Ruhi olaylardan dolayı zuhur eden iktidarsızlığın tedavisinde en iyi hekim, yine o şahsın kendisi sayılır. İktidarsız olduğuna iyice inanan, hakikaten öyle oluverir. Böyle bir kanaatten sıyrılınca da, bu dertten kurtulur. Bir de anlayışlı hanım, bu derdin devasında yardımcı olabilir.
İlaç ve besin takviyesi
Beslenme ve vitamin takviyesi yararlıdır. B6 ile birlikte diğer B vitaminleri, A vitamini, F vitamini, demir ihtiva eden gıda ve ilaçlar, proteince zengin gıdalar faydalıdır. Padişah macunu diye bilinen gıda ve ilaçlar genel olarak kalori bakımından zengin ve beslenme yetersizliğinden doğan ciddi problemleri bertaraf edebilecek vasıftadır. Aynı şekilde bal, pekmez, helva gibi besinler de faydalı olur.
Beslenmeye ve vitamin eksikliklerine dikkat edilmelidir. Psikolojik faktörlerin rolünü düşünerek, asabi gerginlik, endişe ve korkulardan uzak durulmalıdır. Aşırı ve ihtiraslı çocuk isteğinin dahi geçici kısırlık sebebi olabileceği bilinmelidir. Bilhassa genç kızlar ve kadınlar taş ve rutubetli zeminlerde çalışmamalı, oturmamalı, ayaklar başta olmak üzere vücutlarını soğuktan korumalıdır. Banyo, deniz, kaplıca sonrasında ıslak dolaşmamalı, hemen kurulanmalı. Âdet zamanlarında denize, havuza, kaplıcaya girmemeli, bugünlerde temizliğe azami dikkat etmelidir. İçi su dolu küvette banyo yapmamalı. Yağmurlu ve soğuk havalarda ayaklar sıcak tutulmalı, tercihen yün çorap giyilmeli. Naylon veya sentetik iç çamaşırlarından sakınmalı, yünlü iç giysiler tercih edilmeli. Âdet günlerinde kullanılan bez, pamuk ve petler sık sık değiştirilmeli. Muayyen günlerde aşırı yorucu beden faaliyetlerinden kaçınmalı, istirahat etmeli.
Bazı kadınlar, cinsiyet hissi bakımından soğuk olur, ilişkilerden bir zevk almazlar. Bu durum, kadında üreme uzuvlarının olgunlaşmaması, erkeğin, ilişkilerde kabalık gösterip kadını hırpalaması, onun cinsi hayatta devamlı tatminsiz bırakılması gibi çeşitli sebeplerden ileri gelebilir. Bilhassa erkeğin eşine karşı samimi sevgi ve ilgisinin, bu olumsuz soğukluğu gidermekte önemli etkisi vardır.
Zinanın sebepleri
Zinanın başlıca sebebinin cinsi değil, ruhi tatminsizliğin büyük önemi olduğu ortaya çıkmıştır. Öyleyse, ıstırabın kökü buradadır. İnanç zayıflığı varsa, erkek sevilmediğini veya takdir edilmediğini hissettiği anda, başka bir kadın arama arzusuna kapılır. Kadın için de aynı şey söylenebilir.
Eğer günlük hayatında karı koca birbirine sevgi ile mukabele ederse, cinsi ilişkiler de bu sevgiyi aksettirecek ve zenginleşecektir. Şimdiye kadar keşfedilmiş olan en iyi ilişki tekniği, evlendiği insana karşı sıcak, derin bir sevgi ve bağlılık göstermektir.
Her şehvetin neticesi, kalbi kararttığı ve bunalttığı halde, meşru olarak yapılan cima [ilişki], kalbde ferahlık, ruh ve bedende sükunet ve rahatlık temin eder. Cimadan asıl maksat, nesil üretme gayesidir ve bundaki zevk de, böyle bir maksada binâen lütf-i İlâhî olarak verilmiştir. Âdâbına riayet ederek cimada bulunan eşler, bununla ibadet sevabı da kazanır. Nikahlı olarak yapılan ilişkiye "cima" denir; nikahsız olana "zina" denir.
Kadının meşru mazeretsiz olarak, kocasının talep ettiği ilişkiyi kabul etmemesi büyük günahtır. Boşalma anında meniyi dışarı atmak, kadının rızasıyla olursa mubah, ondan izinsiz yapılırsa mekruhtur. İhtiyaç olduğunda, kadın hayz halinde iken de edep yeri hariç, her yerine dokunulabilir.
Hanıma arkadan yani dübüründen yaklaşmak büyük günahtır. Hadis-i şerifte (Hanımına, arkadan yaklaşan melundur) buyuruldu. Cimadan sonra bir parça uyumalıdır.
Cimada müstehap olanlar:
1- Cimaya Euzü Besmele ile başlamalıdır. Niyeti kendini ve hanımını zinadan korumak ve hayırlı evlat yetiştirmek olmalıdır!
2- Cima başlamadan önce, kadınla kâfi miktar oynaşmak ve kadında kuvvetli bir arzu belirdikten sonra başlamak gerekir. Böyle bir başlangıç olmadan cimada bulunmak kadına cefadır.
3- Cima anında acele etmemeli, kadının tatmin olmasını da beklemeli!
4- Cima bitince hemen çekilmemeli, biraz daha birlikte kalmaya çalışmalı.
5- Cimadan sonra tekrar ilişkide bulunmak veya uyumak için, hemen avret yerlerini yıkamalı. Abdest almak veya gusletmek hemen lazım değilse de iyi olur.

6- Cimanın Pazartesi ve Cuma geceleri olması iyidir. Diğer geceler de caizdir. [Cuma gecesi, Perşembeyi Cumaya bağlayan gecedir.]
Cimada mekruh olanlar:
1- Cima esnasında kıbleye ayak dönmek.
2- Yorgan ve benzeri bir örtü olmadan, açık olarak çırılçıplak cima etmek.
3- Tam orgazma ererken konuşmak, gülmek, sesi yükseltmek. Bu hâl, çocuk için konuşma aksaklığına sebep olabilir. Bu konuşmalar, cima zevkini kısar ve tatsızlık doğurur. Konuşma ve fısıldamalar, başlangıç sırasında olmalı.
4- Eşinin ve kendinin avret uzvuna bakmak mekruhtur; bu görme noksanlığına ve unutkanlığa sebep olur. İhtiyaç hâlinde karı koca birbirine tepeden tırnağa bakabilir.
5- Kamerî ayların ilk, orta ve son gecelerinde cima etmemeli!
Eşler arasında geçen cinsi ilişkilerle ilgili mahrem sırların başkalarına ifşâ edilip yayılması haramdır.
Cima âdâbı
Bazı âdâb kitaplarında, cima vakitleriyle ilgili zamanlardan ve bu vakitlerin doğacak çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir. Bunlar dini bakımdan uyulması mecbur olan hükümlerden değildir. Fakat bahsedilen vakitlerin gözetilmesi faydalı olur.
Cima için tavsiye edilen vakitler:
Pazartesi, Salı, Perşembe, Cuma geceleri ve gündüz öğleden önce.
Tavsiye edilmeyen vakitler:
1- Hafta içinde Pazar gecesi ve Çarşamba gecesi,
2- Kameri aylarının birinci, on beşinci ve sonuncu geceleri.
3- Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri,
4- Berât gecesi,
5- Yola çıkılacak gece,
6- Gündüz öğleden sonra.
Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadına şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz.
Cima için uygun görülmeyen hâller:
1- Kadının rızası yoksa,
3- Abdesti sıkışıksa,
4- Fazla tok, hasta ve yorgun ise,
5- Çok soğuk ve çok sıcaksa.
Cimada diğer edebler
Kendini haramdan korumaya, helâl ile yetinmeye niyet etmeli, cima ederken şeytandan Allahü teâlâya sığınıp, (Bismillâhi Allahümme cennibnâ-ş-şeytâne ve cennibi-ş-şeytâne mâ razaktenâ) demeli. Bu durumda gebe kalırsa, şeytan ona zarar vermez.
Resulullah efendimiz, (Cimada Besmele söyle. Cünüplükten temizleninceye kadar sana sevap yazılır. Bu cimada çocuğun olursa sana, bu çocuğun nefesleri sayısınca ve onun neslinin nefesleri sayısınca sevap yazılır) buyurdu.
Hanımda şehvet, istek belirinceye kadar onunla oynaşmalı. Bunda bedenin rahatlığı ve doğacak çocuğun kusursuz olması faydaları vardır. Acele etmemeli. Hadis-i şerifte, (Erkek hanımı ile cima ederken, horoz gibi, atlayıp inmesin. Kendisi rahatladığı gibi, hanımı da rahatlayıncaya kadar, karnı üzerinde kalsın) ve (Kadın rahatlamadan, sen rahatlarsan, o günün kalan kısmı, kadın için uyuşuk ve tembellikle geçer) buyuruldu.
Geline bir tavsiye:
Gelin ilk günden itibaren yemesine içmesine dikkat etmelidir. Bazı yiyecekler zararlı olabilir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Gelin, ilk hafta yoğurt, ayran, sirke, turşu ve ekşi yememelidir! Bunlar çocuk olmasına engel olabilir. Sirke yiyen kadının hayz görmesi zahmetli olur ve hayzı düzensiz olur. Ekşi elma yemek hayz kanını keser. Bu da başka bir hastalık meydana getirir.)
Erkeğe tavsiye:
Hanıma karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymayan sözlerine ve işlerine sabretmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır. Yemede, giyinmede, gücü yettiği kadar eli açık olmalıdır.
Dinimizde, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, elbette öğretmelidir.
Hanımının giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalı. Kendini ve hanımını şüpheye, iftiraya düşürecek hallerden sakınmaya çok önem vermeli.
Hanımını, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemeli, yabancıları görmesine mani olmalı.
Ev işleri ile vakit geçirmesi, onun zevki olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır.
Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zaman boşamak, ayrılmak lafını ağza almamalı, bir defa daha evlenmek lafı etmemelidir. Korkutmak için şaka için de olsa boşama sözlerini hiç kullanmamalıdır. Hatta ayrılmaya karar verilse bile yine bu kelimeleri kullanmamalı. Daha sonra ayrılmaktan vazgeçilebilir. Yakınları ile dostları ile istişare edip ayrılmaya kesin karar verildikten sonra bir talak vermelidir. Hiçbir zaman üç talak birden vermemeli. Zaten üç talak birden vermek haramdır. Hayat şartları insanı birçok şeye katlanmayı gerektirebilir. Olmaz denilen şey olabilir. Bir talakla boşama yapılırsa, hem haram işlenmemiş olur, hem de kapı tamamen kapatılmamış olur. Boşamamak bir risk getirmez; ancak boşamak hele üç talak vermek çok büyük risktir. Telafisi mümkün olmayabilir.
Âyât-ı hırz
Sual: Şeytandan muhafaza için, cima esnasında, muska şeklindeki âyât-ı hırzın, boyunda asılı olması caiz midir?
CEVAP
Evet caizdir. Yatağa euzü besmele ile girilince, şeytan yaklaşamaz. 

cinsel birlesme

cinsel birleşme

[Taslak]Bu ileti gönderilmedi.

Kaydedilme tarihi: 23.11.2015 (Pzt) 09:53

Başlangıç Safhası: Terketmek erkek için kabalık, kadın için eziyettir. Beş duyudanda faydalanmalıdır. Görme-İlişki öncesi gözler cinsel hisleri tahrik edecek şeyleri görmeli. -Vakit gece ise, fazla ışıklı olmaması, ışığın söndürülmesi veya ışığın az olması uygundur. -Kadında veya erkekte ister giyinik ister çıplak olsun gözleri rahatsız edecek, az-çok  soğukluk etkisi yapacak görüntüler olmamalı.-Kadının -dışarıya değil erkeğine karşı süslenmesi gerekir. Duyma -İlişki öncesinde can sıkıcı sözler olmamalı -Gönül alıcı fısıldaşmalar, tatlı bir sohbet en azından sevgi dolu birkaç söz. Koklama -Güzel kokular etkileyicidir. Bu inceliği bilen kadın, o anda güzel kokularla kokulanmayı da ihmâl etmez. -Bedenin temizliği ve hoş olmayan kokudan arınmış olması da yeterlidir. -Eşlerin temiz vücudlarından birbirine verdiği fıtrî ve tabii kokunun, başlı başına te'sirli bir gücü vardır. -En çok rahatsız edici kokular, ağız kokusu ile ağır ter kokusudur. -Vücudda fazla ter toplayan koltukaltı ve kasık bölgeleri, haftada bir tıraş edilmeli ve yıkanmalıdır. Tatma -Dişler fırçalanmalı  veya misvâklanmalıdır. -Ağızda soğan sarmısak veya sigara kokusu rahatsız edicidir. -İlişki başlangıcında ağız bölgesinin, dil ve dudaklar çevresinde yaptığı temaslar da, tatma hissinden gerekli zevki almaya yeterlidir.. Dokunma  ve Okşama -İlişkiye hazırlanmada "aşk oyunları" denilen en te'sirli yöntem vücudun çeşitli yerlerine yapılan dokunma ve okşama işidir. Bunun için önce yeteri kadar soyunmuş olmalıdır. -Üst vücudda bir iç elbisesinden başkasını bırakmamak, hattâ vaziyete göre, yatak içinde soyunmuş olmak, ilişki zevkinin ziyâdesiyle yaşanmasını sağlar. -Dokunma ve okşama vazifesi, kadından çok erkeğe düşer. -Kadında omuz ve dizlerden mahrem yerlere kadar birçok bölge, okşanmaya karşı hassastır. -Temas ve taramalar, çevreden merkeze doğru kayarak, kadında asıl temâs için kuvvetli bir arzu belirinceye kadar devam etmelidir.  Cinsel Açıdan Duyarlı Bölgeler Ağız ve Öpüşme-Dudaklar, dil ve ağzın diğer bölümlerinde en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duygu bulunmaktadır. Öpme ve öpüşme de ağız ve dudak çevresinin son derece duyarlı olmasından doğmuştur.-Hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazma varmada önemli bir rol oynar. -Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir. -Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır Penis Penisin çeşitli bölümleri arasında en duyarlı alanı penis ucudur.Kulaklar Özellikle  kulak arkası ve ve  kulak memesi çok duyarlı bölgelerdir.  -Bir kez alışkanlık oluştuğunda kulak memeleri de salt elle dokunmaktan cinsel heyecan doruğuna yaklaştıran uyarımlar sağlar. Orgazma doğru giderken hafif hafif kulakları okşama ya da yalama bu etkiyi doğurur.  Klitoris  -Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Cinsel heyecen sırasında klitoris büyür, sertleşir ve orgazm sırasında doyum noktasını oluşturabilir. - Kadında cinsel uyarılmaya yol açan en hassas bölgedir.-Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için, hafifçe okşamalıdır! Küçük Dudaklar Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır. Büyük Dudaklar Erkeğin torbalarını andırır. Penis üzerinde uyarıcı etkisi vardır.Göğüsler-Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Buradaki sinir uçları vajina yöesindeki uyarım sistemiyle bağlantılıdır. -Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.- Göğüs uçlarının etkili biçimde okşanması ya da emilmesi, dölyolu çevresindeki salgı bezlerini harekete geçirerek dölyolunun ıslanmasını ve cinsel birleşmeye hazırlanmasını sağlar. Erkeklerde bu duyarlılık son derece düşüktür.Kalçalar   Erkekler bu bölgeye karşı özel bir cinsel duyarlılık gösterir. Bacaklar Bacakların iç bölgeleri cinsel uyarıya karşı kesin bir tepki gösterir. Okşama Şekli - İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir. -Okşamaya, en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir. İlişki SafhasıŞehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadının mahrem bölgesinde birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar.Kadın o anda cinsî his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrîk edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.Eşler, arzu ettikleri temas şeklini tercih ederler. Temas safhasında en mühim mes'ele, erkeğin acele etmemesidir. Erkek, zaman zaman duraklamalar ve ihtiyatlı tavırlarıyla, sondaki "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalıdır. Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer. Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak "birleşme" durumuna geçmelidir.  Birleşme sırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, tedricen yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu yavaş yavaş artırmalıdır.Yeterli ön hazırlık ve aşk oyunları izlenince, uygun bir birleşme, birleşmenin en önemli noktası olan "birleşmede orgazm" veya "aynı anda orgazm" denen sonucu sağlar.Orgazmın verdiği yorgunluk ve "uyuşukluk" içinde, çok yavaş hareketlerle öpüşme ve okşamaları sürdürmek, bu arada da hafif ve müşfik bazı sözler söylemek, eşler için hem orgazmın tam doyumuna vardırıcı, hem de onları rahatlatıcı olur. Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, onbeş-yirmi dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir. Boşanmadan sonra erkek, hemen çekilmemeli, bir müddet daha kadınla berâber kalmalıdır.Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmâl ederler. Kadın ise bu ândan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bu kısa bekleşmenin ihmâli, kadının canını sıkar. Erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir. Son safhadaki bu tabiî arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış, bir bûse ve okşayış da kâfi gelebilir.Pozisyonlar -Evlilik hayatı boyunca cinsî münâsbetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebeb olabilir. Bunun içindir ki, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülür. -Zamanla değişen lüzum ve ihtiyaca göre, kadına zahmet vermeden daha uygun vaziyetler seçmek, (sırtüstü, yanüstü, dizüstü çeşitli haller) eşlerin tercihine kalmıştır. -Genel tercîhler kadın altta yüzyüze ve malûm vaziyette olmakla beraber -döl yolundan olmak şartıyle- çeşitli şekiller mümkün ve meşrûdur. -Birincisinde kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır. En uygun olanı budur. -İkinci pozisyonda ise, kadın üstte olur ve serbestçe hareket ederek cinsî temasta motor rol oynayabilir. -Orgazma, boşalmaya yakın pozisyon değiştirmek iyi olur. -Boşalma anında kadının üste olması her ikisine de sıkıntı verir. -Boşalma esnasında kadının altta erkeğin üste olup, boşalmadan sonra bir müddet o halde kalmaları eşleri rahatlatır. Fakat bütün ağırlık kadının üzerine verilirse, rahat olması gereken hassas bir zamanda kadına sıkıntı verilmiş olur. Bunun için erkeğin diz ve dirsekler ile yataktan destek alıp yükünü hafifletmesi gerekir.   Kaynak:  1) www.huzuradogru.com 2) Edip Köroğlu, Evlilik ve Cinsel Hayat, Motif Yayınları


Cinsel Hayat Tam bir Hayal Kırıklığı

“Nişanlıyken nişanlımla biraz yakınlaşmalarımız olmuştu, heyecanlı ve hoş gelmişti. Evlendikten sonra benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Nişanlıyken aldığım zevklerin daha büyüğünü beklerken o kadar bile zevk almaz oldum. Kocamla birlikte olmak istemiyorum. Bu durumda aramızda soğukluğa sebep oluyor ne yapmalıyım?”

Yeni evli hanımların çokça dile getirdiği bir şikayet ile yeni bir konuya adım atalım. Nasıl oluyor da cinsel hayat pek çok hanım ve beyleri için bir hayal kırıklığı oluyor.

1-Evlilik öncesi yakınlaşmalar evlilik sonrası zevki azaltır. Evlilik öncesi gerek flört gibi nikahsız haram yakınlaşmalar, gerekse dini nikahla helal yakınlaşmalarda heyecan dozu yüksektir. Öpüşüp koklaşırken iki tarafın da aklı cinsel birlikteliktedir. Yaptıkları tehlikelidir, her an yakalanabilirler, bir yerde durmaları gerekir, nerede durabileceklerdir…

Tehlike ve heyecandan alınan zevkin cinsellikten alındığını sanmak cinsel ilişki ile ilgili beklentiyi çok üst düzeye çıkarır. Şimdi bu kadar zevk aldığıma göre bir de birlikte olsak uçacağız düşüncesi yer eder.

Bir ilişkide tehlike varsa heyecan vardır. Heyecan varsa adrenalin hormonunun verdiği zevk vardır. Heyecandan duydukları zevki cinsellikten zannedenler evlendiklerinde hayal kırıklığına uğrarlar. Özellikle kızlar. Cinsel ilişki bekledikleri gibi çıkmaz, yakınlaşmalardan bile evlilik öncesi aldıkları zevki alamaz olmuşlardır.

Kadının hayal kırıklığı, erkeğin moralini bozar, neden karısı da kendi gibi istekli değildir, erkek de kadının yüksek beklentilerini karşılayamamış olmanın üzüntüsünü yaşar.  Ve bu sebeplerle bazı çiftler cinsel hayatlarına kötü başlangıç yaparlar.

2-Kadınlarda beklentinin yüksek olması: Aşk romanları, internet ortamı, filmler, diziler… Kadınların hem romantizm hem erotizm beklentisini yükseltiyor.

Birbirine değdiğinde ateş saçan dudaklar, alev alev yanan vücutlar, zevkten çıldırmalar… gibi betimlemeler yazarın zihnindedir. Bunları gerçek zanneden kızlar ilk gecelerinde böyle bir zevk duymayınca hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Bir de erkeğin zevk aldığını görüp kendi almaması hayat arkadaşına karşı da bir kızgınlığa sebep olur. Eğer kocası da böyle bir beklenti içindeyse o da hayal kırıklığı yanında suçluluk da hisseder. Karısına zevk verememiştir.

3-Cinsel korkular: Kadın ve erkekte cinsel korkular varsa bu evlilikte açığa çıkar. Cinsellikle ilgili bilinçaltında ne varsa ortaya dökülür. Kadın da birlikte olma korkuları varsa kendini eşine kapatır. Vajinismus denilen birlikte olamama durumu ortaya çıkabilir. Erkek kadına yeterli olamama korkuları yaşıyorsa sertleşme problemi yaşayabilir. Bu problemler psikolojiktir, acele etmezler birbirlerini anlarlarsa yavaş yavaş çözülebilir fakat bir ay içinde birlikte olamamışlarsa daha fazla vakit geçirmeden bir uzmana gitmeleri gerekir.

4-Damadın aceleciliği: İlk gece eğer damat birlikte olmak için acele eder, eşinin hazır olup olmadığına dikkat etmez, ilişki öncesi eşine güzelce dokunup sevip onu hazırlamazsa cinsel hayata kötü bir başlangıç yapılmış olur. Bazen bu kötü başlangıçlar uzun yıllar evliliği olumsuz etkileyebilir. Erkek ilk gece sabırlı davranırsa semeresini ömür boyu toplayabilir eğer eşinde cinsellikle ilgili ciddi korkular ya da ön yargılar yoksa.

5-İletişim çatışmaları: Evlilik öncesi çatışmalar, düğün ve ailer arasında oluşan gerginlikler, gibi sorunlar evliliğe taşınmışsa ve ilk gece bunların kırgınlıkları ile yola çıkılmışsa bu sorunlar da cinsel hayatı olumsuz etkiler.

6- Cinsel hayatla ilgili bilgisizlik ya da yanlış bilgiler: Kadınların bir kısmı cinsel hayat ile ilgili bütün sorumluluğu erkeğin üstüne yükleyerek onu mutlu etmesi gereken kişinin kocası olduğunu varsaydığı için evlilik öncesi cinsellikle ilgili bilgi sahibi olmazlar. Ya da evlilik öncesi porno sitelerine bakarak cinsellik hakkında bilgi edinmeye çalışılır. Porno sitelerinden cinsellik öğrenilemez. Oradan öğrenmeye çalışanlar ya korkar ya da yanlış yargılar oluştururlar.

Erkekler de cinsel bilgileri porno sitelerinden ya da itiraf sitelerinden öğrenmeye çalışırlarsa ve o okuduklarını ve gördüklerini gerçek addederlerse baştan yanlış başlamış olurlar.

Cinsel bilgiler her yerden alınmaz, özellikle dindar kişiler için işin bir de haram- helal boyutu vardır. Cinsel bilgi alınan kaynağın güvenilir temiz bilgi vermesi gerekir.

Cinsel bilgi hem kadın hem erkek için gereklidir. Cinsel bilgi almayı bir eksiklikmiş gibi algılayanlar, zaten biliyormuş havasına girip oradan buradan duydukları ya da gördükleri ile ya da geçmişte yanlış tecrübeleri ile hayatlarına devam etmeye çalışanlar, sadece hayal kırıklığı yaşarlar.

Şu da çok önemli bir gerçektir ki tatmin edici bir cinsel hayat sadece bilgiye dayalı değildir. Edinilen bilgiler sabırla, sevecenlikle, eşinin tepkilerini göz önüne alınarak uygulanırsa karı-kocaya doyurucu bir ilişkinin kapısını açar.

Cinsel tatmin için dış heyecanlara ihtiyaç yoktur. Cinsel hayatın içinde çiftleri tatmin edecek heyecan vardır, yeter ki karı-koca açığa çıkarmayı bilsin.

Cinsel hayat, karı koca birbirini tanıdıkça, birbirlerine dokunmayı öğrendikçe gelişir güzelleşir.


Kariçe Suden


http://www.cocukaile.net/cinsel-hayat-tam-bir-hayal-kirikligi/


Yumurta ve Spermin Hikayesi

Bismillah deyip başlayalım. Nereden başlayayım derken her insanın yaratılışın başlangıcından yumurta ve spermin hikayesinden başlamanın uygun olacağı düşüncesi doğdu.

Hayrolsun inşallah.

Spermin hikayesini öğrenirken üreme organları da öğrenilmiş olacak.

         Erkek Üreme Organları

Penis: Erkeğin hem idrar yapmakta hem de cinsel işlevde kullandığı esnek kaslardan oluşan spermlerin çıkış kapısı olan organıdır. Baş ve gövde olmak üzere iki kısmı vardır.

Torba: (Skrotum) 
İçinde sağ ve  solda yer alan iki testis, sperm kanallarının bir kısmı ve çok sayıda damar yapısı olan bir torba.

Testis: Torba içinde yer alan erkeklik hormonlarının ve spermlerin üretildiği bir çift organdır. Testislerin içinde küçük sperm üreten kanalcıklar bulunur. Testisler beynin salgıladığı FSH hormonu ile sperm, LH hormonu etkisi ile de testosteron hormonu üretir.

Prostat Bezi: Meni sıvısının büyük bölümünü üreten bezdir. Ceviz büyüklüğündedir. Testislerden gelen kanallarla idrar yolunun buluştuğu noktada bulunur.

         Sperm Üretimi

Spermler testislerde üretilir. Testisler bir arı kovanı gibi çalışır. Testislerin içinde çok sayıda kılcal borular vardır. Bu boruların içinde hücreler katlanarak çoğalır, büyür, olgunlaşır ve sperme dönüşürler.

Hücrenin sperme dönüşme süreci yaklaşık iki buçuk aydır. İki buçuk ay sonunda spermler testislerin hemen tepesindeki epididim denilen depo alanına geçerler ve orada beklemeye başlarlar. Beklerken olgunlaşmaya devam ederler. Burada bir dağınıklık yoktur, spermler düzenli bir şekilde sıraya girerler.

Erkek, spermlerin bir kısmını boşalttığında geride kalanlar ileri doğru dizilirler. Her kuyruğun önüne olgunlaşmış spermler yerleşir. Daha sonra Vas Defas denilen testis ve idrar yolu arasında da bir süre beklerler.

İdrarın dışarı çıkmasına engel olan büzücü kas, spermlerin idrar torbasına girmesine de engel olur.

Erkek boşalmaya başladığında prostat bezi ve birkaç daha salgı bezinin karışımı ile meni üretilmiş olur. Meni ve spermler boşalma anında birbirlerine karışarak kasların yardımı ile seri bir püskürtmeyle dışarı çıkar.

Ortalama olarak bir boşalmadaki meninin içinde yaklaşık üç yüz milyon sperm bulunur.

      Spermlerin Tipi

Spermlerin hepsi görüntü ve görev olarak birbirinin aynısı değildir. Yarıdan az fazlası yaklaşık yüzde altmışı bilinen şekildedir.

Spermin yassı bir başı, ince bir bedeni ve bir de kuyruğu vardır. Spermler başının üzerinde önemli sıvıların olduğu (DNA) küçük bir paket taşırlar. Burada spermin yumurtaya taşıyacağı genler vardır.

Spermlerin yaklaşık yüzde kırkı karışık şekillerdedir. Birkaç başlısı birkaç kuyruğu olanları da vardır. Bir kısmı bedenin orta yerinde sırt çantası gibi bir bölümde hücre maddesi taşırlar.

Spermler görev olarak üçe ayrılırlar.

Yumurta avcısı: Hedefi yumurtadır. Etrafta eyleşmez, yumurtaya doğru ilerler.

Blokaj ekibi: Spermlerin bir kısmı ise döl yatağı boynu içine yerleşerek orada, sonraki gelenlerin yolunu kapatmak için ve önden gidenler başaramazsa yumurta avcısı olmak için blokaj oluşturur beklerler.

Savaşçı spermler: Sırtlarında zehirli kimyasal taşırlar. Bu spermler karşılaştıkları spermleri kendileri ile aynı kişiden mi diye kafa yüzeyindeki kimyasallar ile karşılaştırma yapar ve aynı ekipten ise geçer gider.

Eğer kadının içinde başka bir erkekten sperm bulunuyorsa onun farklı olduğunu anlar, kafasındaki ölümcül sivri ucu rakibinin kafasının zayıf noktasına saplar ve sırtındaki zehirden bir parça enjekte eder. Onu öldürdükten sonra diğerleri ile savaşmaya devam eder, bir düşmanla kafa kafaya son nefesini verir.

Yumurta avcısı spermler yumurtaya ulaşana kadar zorlu yolculuğa devam ederler.

         Kadın Üreme Organları

Vulva: Dış cinsel organlarının adıdır. Vulva, büyük dudaklar, küçük dudaklar, klitoris  ve üretra (idrar deliği) dan oluşur.

Vajina: İç genital organlar hazne de denilen vajina ile başlar. Vajina girişinden rahim ağzına kadar devam eden 10 santim civarında tüp şeklinde bir yapıdır. Vajina boyuna ve enine esneyip uzayabilen çok esnek bir yapıya sahiptir.

Vajina tavanı içinde ilişki sırasında aşağı doğru hazneye inen bir hortuma benzeyen, spermlerin bir kısmını alan “döl yatağı boynu” denen bir kanal vardır.

Rahim ağzı: Rahimle vajinayı ayıran bölümdür. Rahmin başlangıç bölümüdür. Rahim ağzı ortasında küçük bir delik bulunun yarım küre şeklinde bir kapak görünümündedir.  Kadının yumurtlama günleri öncesi ve sonrasında spermlerin geçeceği kadar hafif bir açıklık oluşur, onun dışında kapalıdır.

Rahim: Armut biçiminde ve bir armut büyüklüğünde üç katmandan oluşan bebeğin içinde büyüdüğü, bebek büyüdükçe genişleyen bir organdır.

Yumurtalık: Yumurtalıklar karın içerisinde sağ ve sol tarafta rahmin üst kısmında bulunur, iki tanedir. Görevi yumurta üretmek ve kadınlık hormonlarını (östrojen, progesteron ve androjen…)üretmektir. Yumurtalık bu hormonları beynin FSH ve LH hormonlarının etkisi ile üretir.

Bir kız çocuğu doğduğunda iki milyon yumurta hücresi bulunur. Ergenliği geldiğinde sayı dört yüz bine düşer. Bir kadın hayatı boyunca 400-500 kez yumurtlar. Döllenmeyen yumurtalar rahim katmanlarını katkısı ile adet kanı olarak vücuttan atılır. Menepozla birlikte yumurta üretimi durur.

Yumurta spermi kendine çekmek için “Fertilizin” denilen bir koku salgılar. Bu koku spermi yumurtaya doğru çeker, yol gösterir ve hareketliliğini artırır.

Yumurtalık tüpleri: Fallop tüpleri rahmin her iki tarafından uzanan yumurtalıklara kadar giden tüplerdir. Yumurta ve sperm burada karşılaşır ve döllenme burada gerçekleşir. Döllenmiş yumurta buradan rahme gider. Bu tüplerin içinde yumurtayı rahme doğru iteleyen hareketli tüycükler vardır.

        Yumarta ile Spermin Buluşması

Cinsel birleşme ile vajinaya akıtılan meninin bir kısmı vajina tavanındaki döl yatağı boynu tarafından alınır.  Döl yatağı boynunun ağzı düz değildir parmaklara benzer geçişler vardır. Buranın dar yerinden geçerken spermler,  meni sıvısından kurtulur ve çılgınlar gibi yüzerek rahim ağzından rahme geçerler.

Rahim duvarları boyunca neredeyse sörf yapar gibi ilerleyerek armut şeklindeki rahmin en üst kısmına çıkarlar.

Rahmin en üst kısmının her iki yanındaki yumurtalık tüplerinden spermlerin bir kısmı sağdaki bir kısmı soldaki kanala geçerler. Yumurta bu kanalların sadece birindedir.

Yumurtalıklarda üretilen yumurta, yumurtalık tüpleri tarafından alınarak tüp içindeki tüyler sayesinde rahme doğru hafif hafif itelenir. Böylece yumurta da yolculuğuna başlamıştır.

Sperm de yumurtanın salgıladığı kokuyu takip ederek ona doğru gitmektedir. Yalnız spermin işi çok kolay değildir, yumurta ile buluşabilmek için tüycüklerin oluşturduğu akıntının tersine yüzmek zorundadır. Nihayet kanalın içinde yumurta ile sperm karşılaşırlar.

Yumurtaya ulaşmaya başaran spermler, yumurtanın dış kabuğuna yapışarak baş kısımlarındaki bir enzimle yumurta üç katmanından ilk kalkanını geçmeye çalışırlar.

İlk katmanı geçenler, ikinci katmanın içine geçmek için yeni bir enzim salgılarlar.  İkinci katmanı ilk geçen sperm yumurtaya ulaşmayı başarmıştır. Yumurta ikinci katmanı geçen spermi kabul eder ve en dış katmanda anında bir kalkan oluşturarak yeni gelecek spermlerin ona tutunmasına engel olur.

Sperm üçüncü engeli de aşarak yumurtaya ulaşır. Sperm başında özenle taşıdığı DNA ları yumurtaya sunar.  Yumurta da kendi DNA larını ortaya koyar. Her birinde 23 kromozom vardır. İkisi bir araya gelince 46 olur tamamlanır ve yeni bir insan oluşumu başlar.

Subhanallah…

Büyük bir mucize ile oluşan zigot denen bu minik insan tasarımı tüplerden rahme iner. Beden gelişirken ruh üflenir. Dünya şartlarına uygun hale gelmek için gelişimini dokuz ayda tamamlayarak dünyaya gelir. Dünyada da bir sonraki aleme geçmek için yolculuğu başlamıştır…

 

Kaynak: Robin Baker “Sperm Savaşları” kitabı


Cinsel Problemler ve Kadınlık Erkeklik Meselesi

Yıllarca cinsel problemler yaşadıkları halde tedavi  için hiçbir şey yapmayan, iş boşanma safhasına gelince nereye gitsem, kimden yardım alsam derdine düşenleri gördükçe şaşıyorum.  Yıllarca birbirlerini kırmışlar, muhabbeti tüketmişler, çaresine bakmamışlar, ayrılacak olunca yatak hayatlarını dert edinmişler.

Yeni nesil bu konuda daha duyarlı görünüyor. Evlilik sonrası birkaç ayda bir şeyler ters gidiyorsa yardım almak istiyorlar. Fakat bazen bir taraf konuyu görmezden gelmeye çalıyor, problemi çözmek için çabalayan eşine tavır yapıyor engel olmaya çalışıyor. Neden?

1-Gurur meselesi yapılıyor: Cinsel problemlerin dile  gelmesi kişiler tarafından erkekliğine ya da kadınlığına bir saldırı olarak algılanıyor. Özellikle erkeklerde bu algı daha kuvvetli  ve gurur meselesi yapmak daha öne çıkıyor. Eli, kolu, karaciğeri, böbreği ve dahi diğer organlarında rahatsızlık duyanlar “neyim var” diye doktora koşarken, cinsel organlarla ilgili problemlerde çoğu kişi ölüyü oynuyor, yatak odasını bir mezara çeviriyor fakat çözüm için adım atmıyor ve eşinin adımlarını da kendine hakaret gibi algılıyor.

Pek çok hastalık da olduğu gibi cinsel problemler genellikle psikolojik temellidir ve çözümleri zor değildir.  Öncelikle şunu iyi anlamamız lazım ki cinsel organlar, günahkar organlar değildir.  Vücudumuzdaki her organın bir yaratılış amacı var. Cinsel organlar karı-kocayı sükûnete erdirmek için yani muhabbet için ve çoğalmak için yani insanlığın devamı için yaratılmış mübarek organlardır. Her organ gibi günahta kullanmadığınız sürece manevi olarak da temizdir. Beden temizliğine dikkat edildiği sürece maddi olarak da temizdir.

Fakat bizim toplumsal algımız bozuk olduğu için, daha küçükten vücudunu keşfetmeye çalışan çocuklara pek çok aile “Dokunma, pis,hastalanırsın, günah…” diye çeşitli kötülemelerle müdahale ettiğinden dolayı pek çok kişi cinsel organları ile barışık değil. Bekarken çeşitli psikolojik problemlerle, vesveselerle bir şekilde  idare edilen bu durum, evlendiğinde eşi ile ortak kullanıma geçildiğinde bir faciaya dönüşebiliyor. Oysa cinsel hayat muhabbete vesile olsun, diye yaratılmış. Rum suresi 21. Âyet-i Kerimede “Sukünete eresiniz diye sizi kadın ve erkek olarak yarattık” buyuruyor Rabbimiz. Hani sükûnet?

2-Erkek olmayı, cinsel güce sahip olmakla aynı şey zannetmekten doğan aşağılık kompleksi: Pek çok erkeğin cinsellikle ilgili bildiği şey kedi-köpeklerin bilgisinden pek farklı olmadığı yapılan araştırmalarda ve kadınların dertlenmelerinde ortaya çıkıyor. Erkekliği cinsel ilişki sayısı ya da süresi  zannederek bununla övünenler, hayvanlarla yarışıyor olabilir ancak.  Zira  bu övündüğü sadece hayvanların dünyasında değerlidir ve insanoğlu olarak onlara kıyasla her zaman kaybeden olacaktır.  İnsanların dünyasında cinsel ilişki sayı ve rakam değil, karı-kocanın birbirini sevme biçimidir.

Toplumumuzda cinsel küfürler çok yaygındır. Zira cinsellikle ilgili bilinçaltı bozuk olanlar, cinsellikte kendini yetersiz görenler, öfkelendikleri anda cinsel küfürler savururlar. Cinsel küfür eden erkek, aslında kendi cinsel acizliğini ve kendini yeterli ve erkek göremediğini ifade eder topluma.

3-Cehalet: Cinsel konuların eğitimi yok. Oysa okullarda cinsel eğitim dersleri olmalı. Kadınlar da erkekler de genellikle cahil olduğu için ve kendi bedenlerini iyi tanımadıklarından, cinsel konularda doğru bilgi sahibi değiller, bu yüzden her duyduklarına inanıyorlar ve genellikle doğru şeyler duymuyorlar. Pek çok erkek bir kadına nasıl dokunması gerektiğini ona ilişkiye nasıl hazırlaması gerektiğini bilmiyor.

Pek çok kadın kocalarının yatakta onlara hoyrat davrandığından, karısını ilişkiye hazırlamadan birlikte olmaya çalışmasından dolayı cinsel ilişki istemediklerini söylüyorlar.

4-Feminizm:  Kadınların erkekleşmesi,  kocaları ile rekabete girip güç yarışı yapmaları da erkeklerde cinsel isteksizliği artıran en büyük etmen. “Artık Canı Çekmiyor” kitabının verilerine göre  yapılan araştırmalarda A.B.D de 40 milyon Amerikalının cinsel hayatlarının bittiğini ya da çok az yaşadıkları gösteriyormuş.

Erkek beyni, kadın ne kadar güzel olursa olsun, onun üzerinde tahakküm kurmaya çalışan, dediğim dedik kontrolcü bir kadını erkek gibi algılıyor. Zaten erkekleşen kadınlar, erkek enerjisine sahip oluyorlar ve eşlerinin gözünde çekicilikleri kalmıyor.

5-Cinsel Tuzaklar: Cinsellikle ilgili doğru kaynaklar ortada olmayınca gençler pornografik yayınlardan cinsel bilgi almaya çalışıyor. Pornografi  çok izlendiğinde bağımlılık yapabiliyor ve kişiler evlendikten sonra da bırakamayabiliyorlar. Porno izlemenin manevi hayata zararı da çoktur.

Porno izleyerek cinsel bilgi aldığını zannedenler sadece cinsel hayatlarına büyük bir darbe vuruyor olurlar. Porno ile ilgili sitemizde yayınlanan yazını linkini yazının sonunda bulabilirsiniz.

Pek çok kadından “Kocalarımız akşamları yüzümüze bakmıyor, porno izliyor.” şikayeti geliyor. Karısı ile ne yapacağını bilen adam porno izlemez. Ne yapacağını bilmeyen de oradan öğrenemez. Porno siteleri kişilere kendini yetersiz göstererek ürün satmak üzerine programlanmıştır. Porno izleyen pek çok erkek oradaki kamera oyunları fark etmediği için ve ameliyatla ya de hormon desteği ile cinsel organları büyütülmüş insanları görünce morali bozulur ve kendi organlarını yetersiz görür. Cinselliğin en büyük düşmanı  güvensizliktir.

Cinsel ilişkide karısının tatmin olmadığını gören erkek kendini suçlayıp cinsel ilişkiden kaçınabilir. Problemin organından kaynaklandığını  düşündüğü için de tedaviye gitmek istemez.

Ya da cinsel performansı artırıcı ilaçlar kullanır. Cinsel ilişkinin uzun sürmesini sağlayan ilaçlar. kadınlar için bir eziyete dönüşebilir. Zira cinsel ilişki temelinde mekanik bir hareket değildir. Cinsel ilişki karı-kocanın birbirini dokunarak sevmesidir. Muhabbettir, keyiftir ve her şeyden önce sağlıktır.

Fakat kapitalist sistem cinsel ilişkinin mekanik bir sistem olarak algılanmasın ister. Zira hem insanların cinsel ilişki ile vakit geçirmesini istemez, hem de kişilerin tatminsizlik yaşamasını ister ki birbirlerinde tatmin olmasınlar ve haz duygularını sistemin ürettiği ürünler ile alışveriş yaparak gidersinler. Reklamlara baktığınız zaman pek çok üründe cinsel çağrışımlar kullanılır. Haz, hız, güç, çekicilik…gibi.

Cinsel problemlerin sonuçları:

Kişilerin psikolojik sağlığını bozabilir.

Boşanmalara sebep olur.

Aldatma ve zinaların en büyük sebebidir: Karımla ya da kocamla olmuyor başka biri ile daha iyi olur mu düşüncesi.

Cinsel suçları artırır.Devletimiz cinsel suçlara cezaları artırdı. Mesela 8 yıl olan ceza 10 yıla çıkmış. Artan cezaların cinsel suçları azaltacağını kimler düşünüyorsa yanlış düşünüyor. 8 yıl hapis cezasını gözüne alan 10 yılı da alır. Devlet cezaları artırmak yerine cinsel eğitime ağırlık vermeli.

Liselerde cinsel eğitim dersleri olmalı. İlahiyatlarda bile cinsel eğitim dersi yok. Diyanet İşleri Başkanlığının açtığı “Aile İrşat Büroları”na sabahtan akşama gelen telefonların büyük çoğunluğu cinsel konular ile ilgili sorulardan oluyormuş. Telefon başındaki hoca hanımlardan şikayetçi olanlar var. “Biz bu konunun eğitimini almadık, ne sorduklarını bile anlamıyoruz bazen o yüzden cevapta veremiyoruz.” diyorlar.

Velhasıl  biz ÇocukAile sitesi olarak cinsel eğitim derslerine devam edeceğiz fakat bu mesele sadece bizim çabamızla düzelecek bir konu değil. İnternette doktorların açtığı siteler de kitabi bilgilerle dolu ve sadece sorunları tespit ediyor, çözüm yok, çözüme bize gelin, diyor. Zaten esas problem insanların bunu kadınlık ya da erkeklik meselesi zannedip gitmemelerinde. Karı-koca bile birbirleri ile rahat konuşamıyorlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Aile Bakanlığı’na, Milli Eğitime ve Sağlık Bakanlığına çok görevler düşüyor.  Zira önce eğitimciler yetiştirmek gerek. Bu konu görmezden gelindiği sürece ne boşanmalar azalır ne de cinsel suçlar azalır ne da topluma huzur gelir.


27 Ekim 2017 Cuma

susan kurtulmuştur cocukaile

gözlerinizle anlatın, bu arada kesinlik ile konuşmayın. Dudaklarınızı konuşmak için değil gülümsemek için kullanın.

Allah rasulu “Susan kurtulmuştur.” buyuruyor. Susmak sizi eşinizle yaşayacağınız pek çok tatsızlıktan korur. Üç dakika çeneyi tutmak bizi üç günlük üzüntüden korur.

“Aşk saadetini kim elde eder? Susan kimse.” diyor Cervantes. Aşık olmak kolay da dilimiz yüzünden aşkımız uzun sürmüyor, aşkımızın saadetini, mürüvvetini göremiyoruz. Dil sussa gönül konuşacak. İkisi bir arada olmuyor. Hele telefon şirketlerinin şu bedavaları yüzünden gençler daha sözlüyken, nişanlıyken birbirinden bıkıyor.

Evliliğinde problem yaşayan hanımlara sabrı ve sukûneti tavsiye ettiğim zaman hanımlar genellikle annelerini ninelerini örnek gösteriyorlar. “Annelerimiz sustu sabretti de ne oldu, kıymetleri bilinmedi, dert sahibi oldular.” diyorlar. Oysa anneleri aslında sabretmemiştir, gerçekten sabredebilselerdi dert sahibi olmazlardı. Onlar görünüşte susmuşlar fakat içten içe büyük bir kızgınlık duydukları için gözleri ile kocalarına kızgınlık ve öfke kusmuşlardı. Öyle susmanın bir değeri yoktur.

Mesela erkek bir şeye sinirlendi kızdı, kadın sustu. İçinden “Beş dakika susarsam öfkesi geçer.” deyip kadın gözleri ile ateş püskürmeden, nezaketle susarsa kazanır. Erkek az sonra karısının gönlünü nasıl alacağını bilmez. Fakat biz genellikle susmak yerine eşimizi susturmaya çalışıyoruz, kendi haklı olduğumuzu ispat etmeye uğraşıyoruz.

Haklı çıksak sanki bir ödül var. Adam tartışma bitsin diye “tamam haklısın” dese içinden de “Allah belanı versin, sus artık” dese mutlu mu olacağız? Hiç bir tartışmada kimse kimsenin haklı olduğunu kabul etmez. Çünkü kızgınlık gerçeğin önünde perdedir. Aynı zamanda kızgınlık, gerginlik pek çok hastalığın sebebidir. Konuşarak hem kendimizi yoruyoruz hem de eşimizi. Sevdiğinle sessizliği paylaşmak güzeldir. Tabii eşler sinir bozucu bir sessizliği değil, sessizliğin sukûnetini paylaşmalılar.

Kızdığımız, üzüldüğümüz zaman Rabbimizin “Allah sabredenlerle beraberdir ve Allah sabredenleri sever.” ayetlerini hatırlayalım. Susmak sabır işidir.

“Bir avuç sabır, bir kova beyinden üstündür.” der bir Hollanda atasözü. Zekamıza ve dilimizin keskinliğine güvenip herkese laf yetiştirebiliriz ama bu bizi iyi bir insan, iyi bir mümin yapmaz tam aksi çıkacak arızalardan dolayı bu davranışımız bizi daha mutsuz ve agresif yapar. Oysa sabırla maddi ve manevi pek çok kazanım elde ederiz.

Kadınlar susmayı, erkekler konuşmayı öğrense (erkekler çok konuşsunlar anlamında söylemiyorum, eşlerine iltifat etmeyi, tatlı sözler söylemeyi öğrenseler) pek çok evlilik kurtulur.

Susmak asla eziklik değildir. Kadınlar sustukları zaman ezileceklerini zannediyorlar bunun için bir gayret kendileri erken davranıp kocalarını dilleri ile ezmeye çalışıyorlar. Kadın kızgınlıkla o lafı oraya oturturken kocanın gönlünden kaç fersah aşağı düştüğünün farkında olmuyor çoğu zaman.

O söze de cevap verme, eşinin ailesi hakkında kötü konuşma, her kavgaya annesinin, kardeşinin adını karıştırma, sürekli sorular sorup bunaltma, her şeyi de öğrenmeye çalışma ya da her şeyi kocandan fazla bildiğini ispat etmeye uğraşma, her tartışmada eski defterleri ortaya dökme…Ne sen yorul ne de eşini yor. Dünyaya böyle küçük şeyleri problem yapmak için gelmedik, bunların bir de diğer tarafta hesabı var. Kızgınlık anında söylediğimiz sözlerin çoğu nefis tatmininden başka bir şey değil.

Misalleri daha çok kadınlar üzerinden verme sebebimi açıklamaya gerek yok herhalde. Biz kadınlar erkeklerden daha fazla konuşuyoruz ve susmayı pek sevmiyoruz. Erkekler daha kolay susabiliyorlar. Erkeğe de gereksiz yere çok konuşmak, küçük şeyleri dert etmek hiç yakışmıyor. Tabii ki yazıda susmanın kıymetini anlatırken zaten az konuşan erkekleri tümden susturmayalım. Erkeğin eşine ile sohbet etmek için zaman ayırması gerekir. Kadınların konuşma ihtiyaçları vardır.

Güzel susmayı mutlaka öğrenmemiz lazım. Suratımızı asmadan, tavır almadan, yüz ifademizle aşağılamadan, hakaret etmeden. Kadın eşine kırıldığında yüzünde mazlum bir “kırıldım, üzüldüm” ifadesi olsa, masumiyetini anlatmak için bir torba laftan çok daha etkili olur kocası üzerinde.

Erkek de kırıldığında küçümseyici bakışlar atmadan, ağırbaşlılığını koruyarak susarsa bu da pek çok sözden daha etkilidir.

Bir beyefendi “Karım hoşuma gitmeyen şekilde konuşmaya başladığında susarım. O sustuktan sonra başka odaya gider şükür namazı kılarım. ‘Allah’ım bana susmayı nasip ettiğin için sana şükürler olsun.’ derim.” demişti. Susmak öyle böyle değil, zor iş. Şükür namazı kılacak kadar hem de.

Siz kibar susabildiğiniz için şükür namazı kıldınız mı hiç?

(Tabii bütün yazdıklarım aynı zamanda kendime. )

Bu dersin ödevi: Sinirlendiğiniz zaman gidin aynada yüz ifadenize bakın. Büyük ihtimal kendi yüzünüzü bile görmek istemeyeceksiniz. Bu eziyeti eşinize yapmayın. Yüz ifadenizi kontrol ederek kibar susmayı öğrenin.

Karı koca akşamları konuşmadan beş dakika göz göze bakışma, gözlerinizle konuşma ve sevgiyi gözle anlatma alıştırması yapın. Dikkat edin birbirinize dik dik bakmayın.

Bir anlaşmazlıkta hemen dilinizle eşinize ona saldırmaya ve kendinizi savunmaya geçmeyin. O çok konuşuyor ve devamlı sizi suçluyorsa cevap yetiştirmeye uğraşmayın, söylenmesi gerekli bir söz varsa onu söyledikten sonra güzelce susun ve ve gidin şükür namazı kılın.

www.cocukaile.net   Sema Maraşlı

evlenmeyi zorlaştırıyoruz. çocukaile

 Zorlaştırıyoruz

30 Mayıs 2012Haberler79 Yorum »

Düğün öncesi alışverişlerde veya düğün esnasında anlaşmazlıklar yaşanabiliyor ve bu anlaşmazlıklarla gençler ayrılma yolunu seçebiliyor. Kimi ailelerden, kimi de gençlerden kaynaklanır. Genelde bu ayrılmalar, daha fazlasını istemekten, yetinmemekten, gösterişten kaynaklanıyor.

Bir tanıdığımızın ”salonda büyük nişanı” vardı , kız tarafın adetlerine göre, kız nişan da tam 4 kıyafet değiştirmişti. Damadın annesinin canı çok sıkılmıştı, “her biri 500 tl olan bir kıyafet” diye yakınmıştı kadın. “Allah affetsin bizi, çok israf yaptık, gençler artık büyüklerini dinlemiyor” diye söyleniyordu kadıncağız.

Kına gecesinde de geline kına yakılacak ama gelin elini bir türlü açmıyor, altın istiyor. Hadi bir elini açtı, altını aldı, bu sefer diğer elini açmıyor. Kaynana bir tane verse, gelinin yanındaki taraftarlar “kaynana cebinde akrep mi var, bir tane daha“ diye sıkıştırırlar.

Düğün öncesinde de, takılacak altınlar söylenir ve “adetlerine göre” altınların kimde kalacağı konuşulur (sırf bu durumdan dolayı ayrılan nişanlı çiftler de var). Gelin tarafı birkaç set ister, bilezik sayısı verilir. Ev döşeme kısmında da, alınacak eşyalar da ne hikmetse, gelin hanım gider en pahalısını seçer, o en güzeliymiş çünkü. Birde denilir “uzun süreli kullanacağız, bir kere alıyoruz, aldık mı iyisini alalım.” Eğer, damadın maddi durumu iyi değilse, damat borç içine girer. Borç içine girme konusunda da “Genç adam, çalışır öder” diyorlar.

Düğün esnasında da, çeyiz getirmede de kapı arkası, sandık parası, arabayı durdurma parası, damadın ayakkabısını saklayıp veya gelinin ayakkabısını saklayıp damattan para koparma, derken damat tarafı sürekli para vermekten bunalıyor, hele bir de verilen parayı karşı taraf az bulursa, damada şakayla karışık söyleniyorlar. Evlendikten sonra da bu olaylar orda söylendiği gibi kalmıyor.

Kadın evlenirken alışverişleri istediği gibi olmamışsa veya düğünü istediği gibi olmamışsa “ ben istediğim şeyleri alamadım, düğünüm istediğim gibi olmadı, kızımın ki çok güzel olacak, hiçbir şeyi eksik olmayacak, niçin sandık parasında teyzeme az verdin, çok ayıp ettin “gibi kocaya ya da koca tarafına kimisi iyi niyetine söylüyor, kimisi de bilerek laf çaktırmalar yapıyor.

Geçenlerde de bir tanıdığımı evleneceği için ziyaretine gitmiştim, arkadaşımdan ayrılırken, kayınvalidesi de benimle çıktı evden, yolda kadıncağız ağlamaya başladı birden. “Kızım yardım et” dedi “Doğum günü olur altın ister oğlandan, özel bir gün olur hediye ister. Almasan ayıp oluyor. Nişanda bir sürü altın takıldı, hiçbirini de biz almadık. Gelinimin annesi benim oğlanında üzerinde ki altınları da toplamış ben bunları kızıma bilezik olarak yapacağım demiş, benim oğlan Leyla olmuş hemen vermiş.

Gittiğimizde de kızın kolunda hiç bilezik görmedik, oğluma söyledim, o da sormuş, kızın ailesinin borcu varmış onları ödemişler altınlarla. Bende kız evlendirdim, damadımın üzerindekilere karışmadım, kızımın üzerindekileri de kızımın kayınvalidesine sordum sizin adetleriniz nasıldır? Dedim. O da gelinime takılanlar onda kalsın demişti.

Yine akrabaların düğününe gittiğimizde, gelinimize kıyafet alırız, hep en iyi yerlerden alıyorum. Bir keresinde 1 hafta sonra yine bir tanıdığımızın düğünü vardı, sanırım oğlanı aramış ki, oğlan beni aradı, “anne gidip kıyafet alın nişanlıma” dedi, “daha 1 hafta öncesinden aldık oğlum, onu giysin bu hafta da” dedim, bu sefer oğlumla aram bozuldu. Düğün de yaklaşıyor, onun için de mehrini ağırlığının yarısını koymak istemiş.

Bunu duyunca tansiyonum yükseldi. Sürekli altın, hediye almaktan kocamla kavga ediyoruz, yuvamda huzur kalmadı. Ben 3 tane de çocuk okutuyorum. Çocuklarımın rızkından kesip onlara veriyorum. Bi de gelinimizi ben bulmuştum oğluma, hanım kızdır, ailecek de tanışıyoruz oğlum deyip ikna etmiştim oğlumu, gelinimizi isterken de “biz bir şey istemeyiz, yeter ki gençler mutlu olsunlar demiştiler” diye anlatmıştı teyze.

Bir arkadaşım da memleketinde yaşadığı olayı anlatmıştı. Gelin, gelin arabasıyla geliyor, ama arabadan inmiyormuş. Kayınbabadan altın ya da para istiyormuş. Kayınbabada, “Kızım bir sürü şey aldık, verdik daha fazla veremeyeceğim.” demiş; ama gelin ısrar etmiş. Gelin hanım, ısrarla arabadan inmemiş, kayınbaba dayanamamış artık “Eşimin 3 talakı elimde olsun, sana artık hediye vermem” demiş. Şoföre dönmüş “bunu, annesinin evine gönder” demiş. Ve bir yuva da başlamadan kapanmış.

Sevgili evlenecek kardeşlerim ve evlatlarını evlendirecek anne babalar, her yerin adeti farklıdır, bu adetlerle bu evlenmeyi zorluk haline getirmeyiniz. Adetlerinizi uygulayarak kendi gönlünüzü hoşnut edebilirsiniz ama karşı tarafı da Allah rızası için düşünmek lazım. Kalp kırmadan yuvanıza huzurlu bir şekilde girmek varken, niçin huzursuzluğa, kırgınlıklara yönelirsiniz.

Düğün masraflarını ödemek kolay değil, bu gelenekler eğlenceli gelebilir, ama her şeyi dozunda yapmak lazım, çok fazla talepkar olmamak lazım. Altına, eşyaya, mala talip olacağımıza, birbirimizin güzel ahlakına, edebine, imanına talip olalım. Diğer dünyaya mallarımızı götüremeyeceğiz, ama güzellikler, hayırlarımız bizimle olacak. Birbirinizden razı olacağınız evlilik yaparak yuvanıza girmeniz dileğiyle…

           Gülnur Özdemir